AYHAN ERCAN

ayhanercan@gmail.com

29.10.2026 tarihinde yayınlandı.

Saygıdeğer Paşam, ulu Önderim, sevgili Reisicumhurum…

Ne zorluklarla mücadele ederek yüce Türk milletine emanet ettiğin ve Türk gençliğini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmekle görevlendirdiğin Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılını bugün itibarıyla geride bırakıyoruz.

Paşam, senden çok özür diliyorum. Çünkü korumak ve gerektiğinde savunmakla bizleri görevlendirdiğin bu büyük mirasa, arzu ettiğin gibi sahip çıkamadık. Oysa bize verdiğin bu görev için daha çok çalışmalı, daha çok çabalamalıydık.

Biz senin fikir ve değerlerine sahip çıkmayı;

  • Sadece ders kitapları ve çeşitli kaynaklardan hayatını ve/veya kendi yazdığın Nutuk’u okumak/okutmak,
  • Bazen siyah-beyaz, bazen renklendirilmiş fotoğraflarını görebileceğimiz yerlere asıp, her gördüğümüzde hatıralarını yâd etmek,
  • Vatan toprağını savunduğun muharebe meydanlarındaki başarılarınla gururlanmak,
  • Time dergisine kapak olmanla —hem de iki kez— övünmek,
  • Kutsal gün ve gecelerde senin ve silah arkadaşlarının ruhlarına Fatiha okumak/okutmak,
  • “Atatürk kırmızı çizgimizdir” diyerek seni gönüllerimizde kutsallaştırıp sevgimizi haykırmak

olarak gördük. Bunları kendimize görev edinmekle sana olan borcumuzu ödediğimizi zannettik, zannediyoruz.

Bizler için bin bir zahmetle kurduğun ve uğrunda canını ortaya koyduğun Türkiye Cumhuriyeti’ne ise;

  • hiçbir taşı yerinden kaldırmadan,
  • hiçbir damla ter dökmeden,
  • “Armut piş, ağzıma düş” misali

hazıra konduk.

Baba parasıyla yetişen savurgan evlatların, emek harcamadan elde ettikleri malların değerini bilemedikleri gibi, bizler de hazıra konduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin değerini senin kadar bilemedik, bilemiyoruz.

Kimimiz, ana babamızdan miras kalan alt tarafı 50-60 metrekarelik eski bir ev için sevinçten gözyaşı dökerken, senin bıraktığın 783.562 kilometrekarelik miras için sana içten bir teşekkür etmeyi bile aklımıza getiremedik, getiremiyoruz.

Sen, bizler için ömrünün büyük bir kısmını cephelerde geçirip uykundan ve rahatından fedakârlık ederken; bizler 10 dakika fazla çalıştığımızda hak, hukuk nidalarıyla kuruş hesabı yapmaktan, kendi rahatımızdan biraz olsun ödün vermemek için türlü bahaneler üretmekten geri kalmadık, kalmıyoruz.

Gururla tarif ettiğin Türk milleti kimliğini anında papağan gibi ezberledik. Ama düşünmeyi, düşünebilmeyi bilmediğimiz için ne anlama geldiğini anlayamadık, anlayamıyoruz.

Bizleri zeki ve çalışkan olmakla övdün. Oysa biz, bu övgüne layık olacak işler yapamadık. Gelecek nesillere yüklediğin sorumluluk bize kadar ulaştı; ama biz de senden devraldığımız bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeyi, gösterdiğin hedeflere ulaşmayı başaramadık, başaramıyoruz.

En acısı da şu: Kendimizi hep seni seven insanlar olarak tanımladık. Ceketimize resminin olduğu rozetleri taktık, bilgisayar şifrelerimizi 1881 veya 1938 olarak kaydettik, vücudumuzun görünür yerlerine imzanı dövdürdük, 10 Kasım’da “Olmasaydın olmazdık” yazılı yaka kartlarını sağlı sollu takmayı unutmadık. “Atatürkçü” olduğumuzu söyledik, senin adını reklam malzemesi olarak kullandık.

Evet, belki hiç istemedik. Belki yaptığımızın farkında bile değildik. Ama istemeden de olsa seni zaman zaman istismar ettik, ettirdik; etmeye de devam ediyoruz.

Paşam, bu düşüncesiz davranışlarımız için tekrar tekrar özür diliyorum. Hem dünyada hem de bizlere bıraktığın bu vatan topraklarında gördüklerimiz, duyduklarımız ve yaşadıklarımız sayesinde, senin fikir ve sözlerinin ne anlama geldiğini ve neden önemli olduğunu bugün çok daha iyi anlamaya başladık.

Ne yazık ki bazı şeyleri düşünerek değil, başımıza geldikçe öğreniyoruz.

Cumhuriyet’in, ilke ve inkılaplarının bizler için olmazsa olmaz olduğunu fazlasıyla yaşayarak öğrendik, tecrübe ettik.

Senin fikir ve duygularını anlamanın, seni hissetmenin yolunun ise illa resmine bakmak değil, gösterdiğin yolda yürümek olduğunu nihayet kavramaya başladık.

Özrümüze karşılık bizlerin de sana bir sözü olmalı, olsun!

“Damarlarımızdaki asil kan” üzerine yeminler etmek kolay belki Paşam.

Asıl olan, o yeminin gereğini yerine getirebilmek.

O hâlde bugünden sonra;

  • her çocuğu, senin gösterdiğin istikbale doğru yürümeyi hedefleyen bir genç olarak,
  • her genci de Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar korumayı ve yaşatmayı kendisine birinci görev sayan bir neslin parçası olarak

yetiştirmek boynumuzun borcu olsun.

Çünkü sana olan borcumuzu sözlerimizle değil, yaptıklarımızla ödeyebiliriz.

Seni sevdiğimizi söylemekle değil, seni anlamaya çalışmakla...

Resmine bakmakla değil, gösterdiğin yolda yürümekle...

Ve belki de en önemlisi; bizden sonraki nesillere yalnızca Atatürk sevgisini değil, seni neden sevdiklerini anlayabilecekleri bir Cumhuriyet bırakmakla...

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun Paşam.

 

 

 

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.