Ahmet Bilgehan Arıkan tarafından 29.10.2026 16:34 tarihinde yayınlandı.

Gerçek dirayet ve sanatkârlık; beden yorulsa, eller titrese ve hayat en sevdiklerimizi bizden birer birer koparsa dahi içteki o saf yazma tutkusuna sarılarak acıyı şifaya dönüştürebilme kudretinde saklıdır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; çocukluk sıralarında Türkçe öğretmenine "Bir gün roman yazacağım" diyerek yola çıkan, genç yaşta yakalandığı Parkinson hastalığının getirdiği tüm fiziksel zorluklara rağmen klavyenin ve kalemin başından bir an olsun ayrılmayan, anne kaybının derin hüznünü kelimelerin merhametiyle sağaltan Değerli Yazar ve İçerik Üreticisi Hacer Vankli ile yürekleri titreten son derece hasbi bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ödüllü hikâye platformlarındaki başarılarından annesine vefa niteliğindeki Seni Seviyorum Anne resimli çocuk kitabına; İçimde Kalan Cümleler, Maskeler, Aşk-ı Vâveylâ ve Geçmiş kolektif projelerindeki sarsıcı izlerinden YouTube mecrasında trendlere giren ve yayına hazırlanan Hayat Bazen Acıtır dosyasına kadar; "Yazarken ağladığım çok oldu ama vazgeçmedim" diyerek hayatın sancısına edebiyatla direnen konuğumuzun serüvenini Satır Arası farkıyla araladık.

Hacer Hanım, Satır Arası’na, bu samimi gönül masamıza hoş geldiniz. Sizi yalnızca duygulu diliyle okurun kalbine dokunan bir yazar olarak değil; bedensel sınırları ruhunun engin azmiyle aşan, ellerindeki titremeye inat kelimelerle kök salan ve acıyı umuda eviren hakiki bir direnç timsali olarak ağırlamaktan büyük bir onur duyduk.

Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Hacer Vankli kimdir? Artvin’in o vakur ve yeşil doğasından çocukluk kompozisyonlarına, ortaokul sıralarında öğretmeninize verdiğiniz "Hocam, ben roman yazacağım" sözünden iki evlat anneliğine ve bugünkü yazarlık serüveninize uzanan hayat yolculuğunuz nasıl şekillendi?

Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Ben de sizinle yaptığımız bu röportajdan mutluluk duydum. Hacer Vankli, çiftçilikle uğraşan bir ailenin on birinci çocuğu. Evli ve iki kız annesi. Aklı fikri kitaplarda olan, eline aldığı kitabı beğenirse bitirmeden bırakamayan biri. Sanırım kitaplara duyduğum bu ilgi, daha çocuk yaşımda içimde roman yazma isteği belirmesine ve aradan uzun yıllar geçtikten, çoluk çocuğa karıştıktan sonra da hikâye yazmaya başlamama neden oldu. Ayrıca öğretmenimin beni desteklemesi de beni motive eden sebeplerden biri. Okumaya karşı ilgi duyarken, bu ilgi zamanla yazmaya doğru kaymaya başladı ve böylelikle 2019 ‘da makale içerik ve hikâye yazarlığı yapmaya başladım.

Genç yaşta Parkinson teşhisi aldığınızı, yazmaya tek kolunuzdaki titremeyle başlayıp bugün iki kolunuz da titremesine rağmen yazmaktan vazgeçmediğinizi dile getiriyorsunuz. İnsanın kendi bedeninde yaşadığı bu çetin sınav karşısında geri çekilmek yerine kelimelerin kalesine sığınması, Hacer Vankli’nin ruhunda nasıl bir içsel güç ve mücadele azmi doğurdu?

İçimde öylesine büyük bir heves vardı ki sürekli yazmak istiyordum ama elimdeki titreme de öylesine güçlüydü ki masayı dahi titretiyordu. Hâliyle yazılarıma normal sağlıklı insanlardan daha fazla zaman ayırmak zorunda kalıyordum. Elim titrediği için çoğu zaman harflere peş peşe istemeden fazladan basmak zorunda kalıyorum ama asla pes etmez gayret eder, hata yapmamak için elimden geleni yaparım. Hastalığım çok zorlayıcı bir hastalık olsa da insanın yaptığı işi severek, isteyerek yapması, zorluklarla başa çıkabilmeyi kolaylaştırıyor.

Edebi yolculuğunuzdaki en sarsıcı kırılma anlarından biri, 2000 kelimelik bir yarışmada birincilik kazandığınız haberini aldığınız günlerde annenizi kaybetmeniz olmuş. İlk kez şahit olduğunuz bu derin kayıp ve aynı anda gelen edebi tescil, metinlerinizdeki o duygusal damarı ve hüznün dilini nasıl inşa etti?

Anne acısı! Öyle yakıyor ki insanın yüreğini. Yaşınız kaç olursa olsun o acıyı derinden hissediyorsunuz. İlk defa bir insanın ölümüne şahit oldum o da annemdi. Çok sonra fark ettim ki bu durum beni oldukça fazla etkilemiş ve hikayelerime de yansıtmama neden olmuş. Hikayelerimin çoğu duygusaldır, ağlatabilir.

"Yazarken hikâyenin etkisine kapılıp ağladığım çok olmuştur" diyorsunuz. Hikâyelerinizde yalnızca kurgu yapmayıp bizzat kendi kalbinizi ortaya koyarak yazmak; sizin için geçmişin yaralarını sağaltan bir terapi mi, yoksa içinizdeki suskunlukların dünyaya bir haykırışı mı?

Kişilik olarak çok duygusal biriyim. Bu yüzden yazdığım hikâyenin konusuna bağlı olarak etkilenip ağlıyorum. Belki de ağlamak geçmişin yaralarına iyi gelen bir terapidir, bilemiyorum.

Okurla buluşan ilk müstakil eseriniz olan Seni Seviyorum Anne adlı resimli çocuk kitabı, hem bir evladın annesine duyduğu özlemi hem de iki çocuk annesi bir kadının şefkatini barındırıyor. Bir annenin kaybından süzülen duyguları çocukların masum dünyasına bir sevgi köprüsü olarak aktarmak size neler hissettirdi?

Mutluluk, hüzün ve özlem. Belki de hikâyedeki kahramanım Ömer’in yerine koymuştum kendimi. Anneme duyduğum büyük özlemi Ömer’in diliyle dışa yansıtmış olabilirim.

İçimde Kalan Cümleler, Maskeler, Aşk-ı Vâveylâ ve Geçmiş gibi edebiyat dünyasında ses getiren pek çok kolektif kitap projesinde yazılarınızla yer aldınız. Farklı kalemlerle aynı kitap kapağının altında buluşup insanın saklı duygularına ayna tutmak yazarlık mutfağınıza nasıl bir zenginlik kattı?

Tecrübe. Diğer yazar arkadaşlarla aynı kitap projesinde yer almak oldukça keyifliydi.

Şu sıralar hazırlık aşamasında olan ve YouTube’da çalıştığınız kanalda yayımlanarak trendlere giren hikâyelerinizden oluşan Hayat Bazen Acıtır adlı eseriniz var. İsmiyle dahi hayatın çıplak ve sarsıcı gerçekliğine dokunan bu yeni çalışma, okura insanın hangi görünmeyen yaralarını ve acının içinden doğan şifayı fısıldayacak?

Her insanın hata yapabileceğini, hata yapınca geç olmadan hatasını telafi etmesi gerektiğini, aksi takdirde son pişmanlığın fayda getirmediğini fısıldayacak.

Son olarak; çocukluğundaki o roman yazma hayalini kalbinde diri tutan, bedenindeki zorluklara rağmen klavyenin başından ayrılmayan ve acının içinden umut damıtan bir anne ve yazar olarak; Satır Arası masamızdan, hastalıklarla mücadele edenlere, sevdiklerini kaybedip hayata tutunmaya çalışanlara ve tüm okurlarımıza bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?

Hayalinden vazgeçme! Hastalık ve sevdiklerimizi kaybetmek çok zor ve acı bir durum olsa da dimdik ayakta dur, pes etme…

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; genç yaşta karşılaştığı amansız bir rahatsızlığa ve en derin kayıplara inat, ellerinin titreyişini kelamın sarsılmaz gücüne dönüştüren Değerli Hacer Vankli’nin ilham veren hayat yolculuğuna konuk olduk.

Gördük ki; insan içindeki üretme aşkını, evlat sevgisini ve hayallerini kaybetmediğinde, bedenin sınırları ruhun kanatlarına engel olamaz; gözyaşlarıyla yoğrulan her samimi hikâye, acının ardından gelen kendi aydınlık baharını müjdeler. Niyet sâfi, sabır kavi ve yürek samimi olduğunda... Sonrası Bahar.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası

Benzer İçerikler

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.