Ahmet Bilgehan Arıkan tarafından 19.09.2026 16:24 tarihinde yayınlandı.

Gerçek uyanış; bazen çocuk yaşta yazılan bir kompozisyonun ardından sınıfta çınlayan bir alkışla başlar ve insanı kendi hakikatine, yazının muhteşem derinliğine taşır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; coğrafyanın zorlu şartları nedeniyle köyden kente göç eden, ortaokuldaki Türkçe öğretmeninin keskin gözlemiyle içindeki cevheri keşfeden, Kayseri’den Tokat’a, Kazakistan’dan Eskişehir’e uzanan geniş bir coğrafyada Türk dilinin imkânlarıyla yüzlerce yüreğe seslenen Değerli Edebiyat Öğretmeni ve Yazar Mazhar Sığlan ile ilham dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Hasan Ali Toptaş romanlarındaki varoluşçuluk üzerine yaptığı derin akademik çalışmalardan Ses adlı öykü kitabına, Yaratıcı Yazarlık birikiminden Kazakistan’daki gurbet tecrübesine ve yayımlanmayı bekleyen yeni kitap dosyalarına kadar; düzenli yaşamı, merak duygusunu ve yazmayı bir yaşam felsefesi kılan konuğumuzun nitelikli serüvenini Satır Arası farkıyla araladık.

Mazhar Bey, Satır Arası’na, bu samimi gönül masamıza hoş geldiniz. Sizi yalnızca edebiyatın teorisine hâkim bir eğitimci olarak değil; kelamın büyüsüne inanan, okumayı, gözlemlemeyi ve sentezlemeyi bir tutku haline getiren özgün bir yazar olarak ağırlamaktan büyük bir onur duyduk.

Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Mazhar Sığlan kimdir? Çocukluk yıllarınızda doğup büyüdüğünüz coğrafyanın zorlu şartları nedeniyle ilkokul üçüncü sınıfta başlayan köyden kente göç hikâyeniz, edebiyat öğretmenliğine ve yazarlığa nasıl evrildi?

Mazhar Sığlan çok dilli bir çevrede doğmuş bir edebiyat tutkunudur. Coğrafyanın o büyülü atmosferi olumlu olumsuz taraflarıyla elbette beni de etkiledi. İki öğretmenli bir okulda üçüncü sınıftan sonra şehre göçüşümüzle yepyeni bir ortama girdim. Bu göç sayesinde edebiyatla ve Türkçeyle tanıştım. Dil evrenim böylece zihin evrenimi de kuşatıp beni bugünkü noktaya getirmiş oldu.

Hayatınızın en büyük dönüm noktasının 6. sınıfta Türkçe öğretmeniniz Hatice Pekdüz’ün yazdığınız bir kompozisyon üzerine sizi tüm sınıfın önünde alkışlatması olduğunu belirtiyorsunuz. Bir öğretmenin fark edişiyle başlayan o alkış sesi, Mazhar Sığlan’ın özgüveninde ve edebiyatla kurduğu o kırılmaz bağda neleri dönüştürdü?

Bu, güzel bir soru. Hatice Pekdüz disiplinli, kararlı ve oldukça da işinin ehli biriydi. Babamdan sonraki en iyi öğretmenim olarak hafızama kazındı. Yazdığım bir kompozisyon sayesinde takdirini almış olmalıyım ki beni alkışlattı. Evet, bu benim için köyde ele avuca sığmayan bir karakterin dönüşümü ve ilerleyişi adına belirleyici oldu. Bir kere sarsılmaz bir kararlılık ve süreklilik kazandırdı bana. Dille ilişkimi sağlamlaştırdı. Bu da yazar kimliğimin arka planındaki en önemli kırılma noktalarından biri olarak yerini aldı.

Kayseri, Yozgat, Tokat, Kazakistan ve son olarak Eskişehir... Edebiyat öğretmenliği yolculuğunuzda pek çok şehir ve kültür durağı var. Özellikle Kazakistan tecrübenizden bahsederken "Bambaşka bir dünyanın kapısını araladı" diyorsunuz. Ata toprağı Kazakistan’da gurbetteki öğrencilere ve kursiyerlere Türkçenin imkânlarıyla seslenmek öğretmenlik kimliğinize ve edebiyat ufkunuza neler kattı?

Kazakistan benim ''İkinci Vatanım''. Bu tanımlama dar bir bakış açısının ifadesi değil. Büyüdüğüm aile ortamının o çoksesli hali Kazakistan'da vücut bulmuştu. ''Merhaba''yla zihinlerini Türkçeyle tanıştırdığım öğrenciler ve kursiyerler Türkçeyle organik bağlarını kurdukça ''Ben Sana Mecburum'' şiirini ezbere okuyacak noktaya geldiler. Onların içinde gelişimim dillerinde konuşmamla, kültürel alışverişle iyice sağlamlaşıp kök saldı ve hikayelerimi okuduğunuzda da göreceğiniz gibi kelimelerle bir tür pazar yerine dönüştü. Öyle renkli, öyle kuşatıcı bir pazar yeri: tüm unsurlarıyla...

Kendi yazma ve yaratma sürecinizi "düzenli bir yaşamın getirdiği çalışma disiplini" ve "bitmeyen bir merak duygusu" ile açıklıyorsunuz. Her güne umutla uyanmanızı sağlayan bu merak duygusu; gözlemlerinizi yazının o derin dünyasında yepyeni ürünlere dönüştürürken mutfağınızda nasıl bir çalışma disipliniyle birleşiyor?

Merak bana doğuştan bir hediye. Türkçe öğretmenimin disiplini ile benim merak duygum birleşince ortaya güzel tatlar çıktı, çıkacak. Yazar, her yerde öğrenen bir kişidir. Umudun olmadığı yerde yeni çiçekler, yeni tatlar keşfedilmez. Bunca insanın sesi soluğu olurken ortaya koronun ''SES''i de elbette çıkıyor.

Akademik çalışmanızda modern edebiyatımızın en güçlü kalemlerinden Hasan Ali Toptaş’ın romanlarındaki "varoluşçuluk" temasını incelediniz. Varoluşçuluk felsefesi ve Toptaş’ın o imgesel, derin dünyası sizin edebi çizginizi, insana ve hayata bakışınızı nasıl besledi?

Bu da harika bir soru, sorduğunuz için teşekkür ederim. Evet ironiktir ama Hasan Ali Toptaş'la kitapları vasıtasıyla tanışmam Kazakistan'da oldu. İnsanın kendini boşlukta hissetmesinin kaçınılmaz sonucu güzel tesadüflerden birini daha karşıma çıkarmıştı. Meğer Hasan Ali Toptaş da köyden kente göçle kendini bulmuş ya da aramış biriymiş. Onun dünyasından bakarken Kazakistan'ın sokaklarına yıllar sonra ona neden Kafka vari yazara yakıştırmasını yaptıklarını da görmüş oldum.

Hasan Ali Toptaş, varoluş kaygısıyla doğduğu yerin küçük ve gölgesiz insanlarını romanlarında anlatıyor. Yaşanmadan heba olan ömürler, dünyalar... Onun evrensel var oluşsal kaygılarıyla dolu metinleri kendimi ve çevremi bana bir kez daha sorgulattı. İnsana dair benim de söyleyeceklerim var, mesajını derinden hissettim.

Himalaya Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabınız Ses ile okurla buluştunuz. Aynı zamanda Dr. Kemal Oruç’tan Yaratıcı Yazarlık eğitimi alarak anlatım olanaklarınızı zenginleştirdiniz. Öykülerinizdeki o "ses", hayatın gürültüsü içinde neleri duymamızı istiyor? Metinlerinizin arkasındaki temel duygu nedir?

Sesi çıkmayan emekçilerin sesini; simitçinin, varoşların emektar insanlarının, kadınıyla erkeğiyle ömrün çeşitli duraklarından geçen yaşlıları, hayatının baharında ortada kalmış kadınların ve çocukların...

Metinlerim çok katmanlı Bilgehan Bey. Orada yalnızlık, çaresizlik, umut, mücadele ve aşk var...

Hazırda yayımlanmayı bekleyen birkaç kitap dosyanız olduğunu biliyoruz. Yabancılara Türkçe öğretiminden yaratıcı yazarlığa kadar geniş bir alanda biriktirdiğiniz tecrübeler, masanızda bekleyen bu yeni projelerinizde okuru nasıl bir anlatı ve kurgu evreniyle buluşturacak?

Toplumsal hafızanın yazara yüklediği bir sorumluluk var. Bu anlamda toplumsal gerçekliğin izinden ruhumun ve duygularımın gözlerini kapatmadan ilerleyeceğim. Modern hikâye ile post modern hikâye anlayışını harmanlayarak okura-özellikle nitelikli okura- ulaşmak istiyorum.

Son olarak; bir köy okulunun imkânlarından bir öğretmenin alkışıyla kanatlanıp uluslararası platformlarda Türkçe sevdalılığını sürdüren bir eğitimci ve yazar olarak; Satır Arası masamızdan içindeki cevheri keşfetmeyi bekleyen gençlere, öğrencilerinize ve tüm okurlarımıza bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?

Onlara mesajım bir arkadaşımın kitabının ismiyle başlasın: Hayatın Ellerinden Tut.

Ayağa kalkın, enseyi karartmayın. Kaleminiz gövdeniz ve kanatlarınız olsun.

Olumlu düşünün ve her gün öğrenmeye çalışın.

Sonuç odaklı değil süreç odaklı ilerleyin. Zaten sonuç süreçle ortaya çıkıyor. Çıkmamışsa da kendinizi sorgulayın.

Bana bu imkânı verdiğiniz ve güzel sorularla edebiyata hizmet ettiğiniz için tekrardan çok teşekkür ediyorum.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; çocuklukta alınan bir alkışın izinden giderek Türk diline, edebiyatına ve yazının muhteşem derinliğine ömrünü adayan Değerli Mazhar Sığlan’ın ilham veren hayat yolculuğuna konuk olduk.

Gördük ki; insan merakını kaybetmeden okuduğunda, gözlemlediğinde ve kendi emeğini düzenli bir çalışmayla taçlandırdığında, coğrafyanın tüm zorlukları aşılır; yetiştirilen her öğrenci ve yazılan her satır kendi baharını müjdeler. Niyet sâfi, gayret kavi ve duruş samimi olduğunda... Sonrası Bahar.

Benzer İçerikler

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.