KİTABI ELİNDEN BIRAKMA
“Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir.”
— Marcus Tullius Cicero
Bir düşünün. İçinde kitap olmayan bir evin sessizliği ile kitaplarla çevrili bir evin havası aynı olabilir mi? Duvarlar, eşyalar ve pencereden görünen manzara aynı kalabilir. Ancak kitapların bulunduğu bir evde insanın düşüncelerine açılan başka kapılar vardır.
Bugün Kitap Okuma Günü. Takvimde sıradan görünen bu gün, aslında bize önemli bir şeyi hatırlatıyor. İnsan yalnızca kendi yaşadığı hayatla sınırlı değildir. Kitaplar sayesinde hiç gitmediği yerlere gidebilir, hiç tanımadığı insanların hayatlarına dokunabilir ve yaşamadığı çağların izlerini sürebilir.
Kitap ile insan arasındaki bağ bugünün meselesi değildir. Yazının bulunmasından bu yana insan, bilgisini ve hatıralarını gelecek kuşaklara aktarmanın yollarını aramıştır. İlk insanlar yaşadıklarını taşlara ve mağara duvarlarına işledi. Daha sonra kil tabletlere yazdılar. Papirüs ve parşömen kullanıldı. El yazması eserler büyük bir emekle çoğaltıldı.
Geçmişte bir kitaba ulaşmak bugünkü kadar kolay değildi. Kitaplar uzun uğraşlarla hazırlanıyor, sınırlı sayıda çoğaltılıyor ve büyük bir özenle korunuyordu. Matbaanın yaygınlaşması ise yalnızca kitapların daha hızlı çoğaltılmasını sağlamadı. Bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasının da önünü açtı. Böylece okuma kültürü zaman içinde daha geniş bir topluma yayıldı.
Bizim tarihimizde de kitabın ve yazının önemli bir yeri vardır. Osmanlı döneminde el yazması eserler büyük bir titizlikle hazırlanmış, kütüphanelerde korunmuş ve gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise okuma yazma seferberlikleri, halk kütüphaneleri ve eğitim çalışmaları sayesinde kitap toplumun daha geniş kesimlerine ulaştırılmaya çalışılmıştır.
Bugün ise geçmişte hayal edilmesi zor olan imkânlara sahibiz. Bir kitabı satın almak için uzaklara gitmemiz gerekmiyor. Kütüphanelere ulaşabiliyoruz. Elektronik kitaplar sayesinde binlerce eseri küçük bir cihazda taşıyabiliyoruz. Buna rağmen çoğumuz kitap okumaya yeterince zaman ayıramadığımızı söylüyoruz.
Burada kendimize dürüst bir soru sormamız gerekiyor:
Gerçekten zamanımız mı yok, yoksa zamanımızı başka şeylere mi ayırıyoruz?
Telefon ekranında birkaç dakika geçirmek için hiç düşünmeden vakit ayırabiliyoruz. Sosyal medyada birbirini takip eden görüntüler arasında uzun süre kalabiliyoruz. Bir kitabın başına geçtiğimizde ise bazen kısa bir süre sonra sıkıldığımızı hissediyoruz. Çünkü kitap bizden yalnızca bakmamızı istemiyor. Düşünmemizi, hayal etmemizi ve sabretmemizi istiyor.
Belki de kitabın en önemli farkı burada ortaya çıkıyor.
Bir kitap okuduğumuzda yalnızca bir hikâye öğrenmiyoruz. Başka insanların hayatlarına, başka dönemlere ve başka düşüncelere yaklaşıyoruz. Hiç gitmediğimiz şehirleri tanıyoruz. Hiç yaşamadığımız çağları anlamaya çalışıyoruz. Bazen kendimize daha önce sormadığımız sorularla karşılaşıyoruz.
Bu nedenle kitap okumak yalnızca bilgi edinmek değildir. Kitap okumak, aynı zamanda insanın kendisini tanıma yolculuğudur.
“Kitap, insanın başkasının hayatını okurken kendi hayatına tuttuğu aynadır.” — Birsen Eker
Bir kitabın sayfalarında başka insanların sevinçlerini, acılarını, mücadelelerini ve hayallerini okurken kendi iç dünyamıza da yaklaşırız. Bazen bir kahramanın yaşadığı olayda kendimizden bir parça buluruz. Bazen hiç düşünmediğimiz bir konuda kendimize yeni sorular sorarız. Kitabın bize kazandırdığı en değerli şeylerden biri de budur. İnsan okudukça yalnızca dünyayı değil, kendisini de yeniden tanımaya başlar.
Çocukken okuduğumuz kitapların yıllar sonra bizde farklı duygular uyandırmasının nedeni de budur. İnsan değiştikçe kitapların içindeki anlamlar da değişir. Yıllar önce okuduğumuz bir eser bize sıradan gelebilir. Aynı kitabı yıllar sonra yeniden okuduğumuzda ise başka ayrıntılar fark ederiz. Çünkü artık aynı insan değilizdir.
Kitaplar bize zamanın değiştiğini de gösterir. Geçmişte yaşayan insanların korkularını, umutlarını, alışkanlıklarını ve hayallerini öğreniriz. Böylece geçmişi yalnızca tarih kitaplarından değil, insanların kendi dünyalarından da anlamaya başlarız.
Bugün çocuklara kitap okumalarını söylüyoruz. Ancak çocukların kitapla bağ kurması için yalnızca nasihat yeterli değildir. Çocuk, büyüklerin davranışlarını da izler. Evde kitap okunuyorsa kitap hayatın doğal bir parçası hâline gelir. Sürekli telefon kullanan bir yetişkinin çocuğuna kitap okumanın önemini anlatması ise yeterince etkili olmayabilir.
Bu nedenle kitap sevgisinin önce evde başlaması gerekir. Okulların ve kütüphanelerin de bu sevgiyi desteklemesi önemlidir. Çocuğa yalnızca hangi kitabı okuyacağını söylemek yerine, kendi merakına uygun kitapları keşfetmesine fırsat vermek gerekir.
Çünkü kitap okuma alışkanlığı bir günde oluşmaz.
Her gün birkaç sayfa okumak bile zaman içinde büyük bir birikim oluşturur. Önemli olan yalnızca kaç kitap bitirdiğimiz değildir. Asıl önemli olan, okuduklarımızın düşünce dünyamızda nasıl bir iz bıraktığıdır. Bazen yüzlerce sayfalık bir kitap bize beklediğimiz etkiyi bırakmayabilir. Bazen birkaç sayfalık bir eser günlerce düşünmemize neden olabilir.
Bu yüzden kitap okumayı bir yarışa dönüştürmemek gerekir. Çok kitap okumak kadar, okuduğumuz kitabı anlamak ve onun üzerinde düşünmek de değerlidir.
Bugün Kitap Okuma Günü. Kendimize büyük sözler vermek zorunda değiliz. Bin sayfalık kitaplara başlamamız gerekmiyor. Uzun zamandır okumak istediğimiz kitabın kapağını açabiliriz. Çocukluğumuzdan kalan bir kitabı yeniden okuyabiliriz. Evimizde yıllardır duran ve bir türlü başlayamadığımız kitabın ilk sayfasını çevirebiliriz.
Belki de ihtiyacımız olan şey budur.
Bir kitabı elimize almak ve kendimize biraz zaman ayırmak.
Çünkü kitap bizi acele ettirmez. Dikkatimizi çekmek için bağırmaz. Bizi sürekli değişen görüntülerle oyalamaz. Sessizce bekler. Biz ne zaman ona dönsek, kaldığımız yerden devam eder.
Geçmişten bugüne çok şey değişti. Yazının taşıyıcısı taşlardan kil tabletlere, papirüsten parşömene, parşömenden kâğıda, kâğıttan dijital ekranlara dönüştü. Fakat insanın öğrenme, anlama, merak etme ve anlatma ihtiyacı hiç değişmedi.
Bu nedenle kitabın geleceği konusunda kaygılanmak yerine, onun hayatımızdaki yerini yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Bugün bir kitap açalım.
Birkaç sayfa okuyalım.
Bir süre dünyadan uzaklaşıp kendi içimize dönelim.
Belki aradığımız cevabı bir kitapta buluruz. Belki hiç beklemediğimiz bir soruyla karşılaşırız. Belki de yıllardır unuttuğumuz bir yanımızı yeniden keşfederiz.
Çünkü bazen insanın dünyayı değiştirmesinden önce, kendi dünyasına yeni bir pencere açması gerekir.
Birsen Eker