İNSANIN MAKAMI DEĞİL, DİLİ ELE VERİR KİM OLDUĞUNU
Bazı insanlar vardır…
Başkalarının hayatını konuşmadan bir gün bile geçiremezler. Birinin arkasından konuşmak, onu kötülemek, yaptığı bir yanlışı büyütmek, hatta bazen hiç yaşanmamış bir olayı bile kendi yorumlarıyla şekillendirip başkalarına anlatmak onlar için sıradan bir alışkanlık haline gelmiştir.
Daha da ilginci, bunu yapanların arasında yaşı başını almış insanlar da vardır.
Toplum içerisinde saygı görenler…
Bir mahallenin yöneticisi olanlar…
Bir kurumda sorumluluk taşıyanlar…
İnsanlara yol göstermesi beklenenler…
Fakat insanın yaşı büyüyebilir; aklı, vicdanı ve dili aynı ölçüde büyümeyebilir.
Çünkü yaş almak başka şeydir, olgunlaşmak başka…
Makam sahibi olmak başka şeydir, ahlak sahibi olmak başka.
Asıl karakter, insan yokken ortaya çıkar
Bir insanın yüzüne karşı gülümsemek kolaydır.
Onunla aynı masaya oturmak, elini sıkmak, halini hatırını sormak da kolaydır.
Peki o insan yanınızda yokken onun hakkında ne söylüyorsunuz?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü insanın gerçek karakterini, çoğu zaman başkalarının yanında kullandığı güzel cümleler değil, kimsenin duymadığını düşündüğü anda kurduğu cümleler ortaya çıkarır.
Bir insanın arkasından konuşmak kolaydır.
Çünkü karşınızda size cevap verecek kimse yoktur.
Kendinizi haklı çıkarmak kolaydır.
Karşınızdaki insan kendisini savunamıyordur.
Ama unutmayalım:
Bir insanın yokluğu, onun hakkını ortadan kaldırmaz.
Dedikodu küçük bir söz değildir
“Ne olacak canım, iki laf ettik…”
İşte çoğu zaman mesele böyle başlar.
Oysa iki laf dediğiniz şey, bir insanın itibarını zedeleyebilir.
Bir dostluğu bozabilir.
Bir aileyi karşı karşıya getirebilir.
İnsanların birbirine olan güvenini yok edebilir.
Ve daha önemlisi, farkında olmadan sizi kul hakkıyla karşı karşıya bırakabilir.
İnsan bazen bir başkasının hayatını konuşurken kendi hesabını büyüttüğünü fark etmez.
Bir insanı küçülttüğünü zannederken aslında kendi karakterini küçültür.
Çünkü başkasının itibarını yıkarak kendisine değer kazandırmaya çalışan insan, aslında kendi değerini tüketmektedir.
Makam insanı büyütmez
Bir mahallenin yöneticisi olabilirsiniz.
Bir kurumun başında bulunabilirsiniz.
İnsanların sizi dinlediği bir konumda olabilirsiniz.
Fakat bulunduğunuz makam size başkalarını küçümseme, insanların arkasından konuşma veya bir insanın itibarını zedeleme hakkı vermez.
Tam tersine…
Makam büyüdükçe insanın sorumluluğu da büyür.
Çünkü yöneticinin söylediği söz, sıradan bir sohbet sırasında söylenen sözden çok daha fazla insana ulaşabilir.
Bu nedenle yöneten insanın önce kendisini yönetebilmesi gerekir.
Öfkesini…
Egosunu…
Ve en önemlisi dilini.
Kendi diline hâkim olamayan bir insan, başkalarına nasıl hâkim olabilir?
İnsanları birbirine düşüren bir insan, nasıl güvenilir bir yönetici olabilir?
Başkalarının özelini konuşan bir insan, kendisine emanet edilen sırları nasıl koruyabilir?
Bunlar üzerinde düşünmek gerekir.
Eleştiri başka, karalama başkadır
Elbette kimse hatasız değildir.
Yanlış yapan eleştirilebilir.
Bir davranış yanlışsa, yanlış olduğu söylenebilir.
Fakat eleştiri ile gıybet arasında çok önemli bir fark vardır.
Eleştiri, yanlışı düzeltmek içindir.
Gıybet ise çoğu zaman insanı küçültmek içindir.
Eleştiri doğrudan yapılabilir.
Gıybet, çoğu zaman kişinin olmadığı yerde yapılır.
Eleştiri çözüm arar.
Dedikodu ise çoğu zaman seyirci arar.
Ve bazen insanlar, kendi eksikliklerini gizlemek için başkalarının kusurlarını gündeme taşırlar.
Çünkü başkasını kötüleyince kendilerini daha iyi göstereceklerini zannederler.
Oysa gerçek şu:
Başkalarını aşağı çekerek kimse yükselmez.
Bir gün konuşulan kişi siz olabilirsiniz
Bugün bir başkasının arkasından konuşan insan, yarın kendi hakkında konuşulacağını unutmamalıdır.
Hayatın en büyük gerçeklerinden biri budur.
Bugün küçümsediğiniz insan yarın karşınıza çıkabilir.
Bugün hakkında konuştuğunuz insan yarın sizinle aynı masada oturabilir.
Bugün arkasından söylediğiniz söz, yarın dönüp dolaşıp sizin kulağınıza gelebilir.
Çünkü sözün yolu uzundur.
Ve bazen insan, kendi ağzından çıkan sözlerin karşısına yıllar sonra yeniden çıkar.
Peki ne yapmalıyız?
Bir insan hakkında konuşmadan önce kendimize üç soru soralım:
Bunu onun yüzüne de söyleyebilir miyim?
Söylediğim şey gerçekten doğru mu?
Bu söz bir çözüm mü doğuracak, yoksa sadece bir insanı mı yaralayacak?
Eğer cevaplarımız bizi rahatsız ediyorsa, susmak belki de söyleyebileceğimiz en güzel sözdür.
Çünkü susmak her zaman korkaklık değildir.
Bazen susmak, ahlaktır.
Bazen susmak, kul hakkından kaçınmaktır.
Bazen susmak, insanlığını korumaktır.
Son söz…
Sevgili okuyucu,
Bu yazıyı okurken aklınıza bazı insanlar gelmiş olabilir.
Belki çevrenizden…
Belki iş hayatından…
Belki mahallenizden…
Belki de bir zamanlar size gülümseyip arkanızdan konuştuğunu öğrendiğiniz birinden…
Ama bu yazının amacı yalnızca başkalarını işaret etmek değil.
Kendimize de ayna tutmak.
Çünkü hepimizin zaman zaman dilimize sahip çıkması gerekir.
İnsanların arkasından konuşmak kolaydır.
Zor olan, o insan orada yokken hakkını savunmaktır.
İşte gerçek insanlık tam da burada başlar.
Unutmayalım:
İnsanın makamı, kıyafeti, yaşı veya unvanı onun gerçek değerini göstermez.
Gerçek değer;
Kimse görmüyorken nasıl davrandığında,
kimse duymuyorken ne söylediğinde,
elinde güç varken başkasına nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Çünkü insanı ele veren makamı değil…
DİLİDİR.
Ve bazen bir insanın söylediği birkaç cümle, onun yıllarca oluşturduğu itibardan çok daha fazlasını anlatır.
Dilimize sahip çıkalım.
Çünkü bazı sözlerin dünyada hesabı vardır…
Bazılarının ise vicdanda ve kul hakkı karşısında hesabı.