Ezber Bozan Yöntemlerden Zihinsel Özgürlüğe, Formüllerin Ötesinde Bir Düşünme Sanatı: Beyza Gül Yıldız Röportajı
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; lise yıllarında bir formülün kaynağını sorgulayan bitmeyen merakıyla yola çıkan, Matematik lisansını pedagojik formasyon ve ikinci üniversite eğitimiyle taçlandıran, kolejlerden dershanelere ve birebir özel derslere kadar yüzlerce öğrencinin "Ben yapamıyorum" önyargısını kıran Değerli Matematik Öğretmeni ve Eğitimci Beyza Gül Yıldız ile analitik ve ilham dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.
Gerçek eğitimcilik; yalnızca formülleri ve doğru yanıtları tahtaya sıralamak değil, bir zihne "Neden?" diye sorma cüreti aşılayıp ona alternatif yollarla düşünme cesareti kazandırabilmektir.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; lise yıllarında bir formülün kaynağını sorgulayan bitmeyen merakıyla yola çıkan, Matematik lisansını pedagojik formasyon ve ikinci üniversite eğitimiyle taçlandıran, kolejlerden dershanelere ve birebir özel derslere kadar yüzlerce öğrencinin "Ben yapamıyorum" önyargısını kıran Değerli Matematik Öğretmeni ve Eğitimci Beyza Gül Yıldız ile analitik ve ilham dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.
Python ve yapay zekâ entegrasyonundan Microsoft ve dijital kurgu becerilerine; sosyal medyada matematiğe merak uyandıran yenilikçi içeriklerden özgün çalışma kâğıtlarına, tenisten yüzmeye uzanan dinamik yaşam enerjisinden "Önemli olan matematik bilmek değil, matematiksel düşünebilmektir" ilkesine kadar matematiğin zihinsel estetiğini gençlere sevdiren konuğumuzun serüvenini Satır Arası farkıyla araladık.
Beyza Hanım, Satır Arası’na, bu samimi gönül masamıza hoş geldiniz. Sizi yalnızca matematiğin kurallarını aktaran bir branş öğretmeni olarak değil; ezberleri bozan sorgulayıcı yaklaşımı, teknolojik vizyonu ve gençlere aşıladığı özgüvenle fark yaratan çağdaş bir eğitim neferi olarak ağırlamaktan büyük bir onur duyduk.
Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Beyza Gül Yıldız kimdir? Lise yıllarınızda formüllerin kökenini araştıran, öğretmenlerinizi dahi şaşırtan o çok soru sorma merakınız; Matematik Bölümü lisansına, pedagojik formasyona ve bugün sürdürdüğünüz ikinci üniversite eğitimine nasıl evrildi?
Lisedeki matematik öğretmenimin üzerimdeki katkısı elbette çok büyük. Ancak matematiğe olan ilgim yalnızca öğretmenimle sınırlı değildi. Sayılarla uğraşmayı, soru çözmeyi ve hatta çözemediğim bir sorunun peşinden gitmeyi çok seviyordum. Bazen bir soru çözülene kadar aklımdan çıkmıyor, hatta rüyalarıma bile giriyordu. Çözümüne hemen bakmak yerine uzun süre kendim uğraşmayı tercih ediyordum.
Derslerde de öğretmenimiz bir soru anlatırken “Peki bu böyle olsaydı ne olurdu?” diyerek aynı sorudan birkaç farklı soru üretirdim. Bu merak ve sorgulama alışkanlığı, matematik bölümünü seçmemde en büyük etkenlerden biri oldu.
Üniversite eğitimimle birlikte öğrencilerle ve velilerle kurduğum iletişim, farklı öğrenci profilleriyle çalışmam ve pedagojik formasyon eğitimim de bugün öğretmenlik yaklaşımımı şekillendiren önemli deneyimler oldu.
Üniversite yıllarınızdan bu yana kolej, dershane ve birebir özel dersler vasıtasıyla sayısız öğrenci profiliyle temas ettiniz. Toplumumuzda adeta kemikleşmiş bir tabu olan "Ben matematik yapamıyorum" korkusunu yıkıp bir gencin gözünde "Ben bunu kendim çözebiliyorum" ışıltısını görmek bir öğretmen olarak size ne hissettiriyor; bu eşiği aşmanın pedagojik sırrı nedir?
Bir öğrenciden “Hocam, bunu ilk defa anladım.” ya da “Bunu ilk kez birinden dinledim ve anladım.” cümlesini duymak, bir öğretmenin yaşayabileceği en güzel duygulardan biri.
Özellikle matematikte bu çok daha anlamlı. Çünkü öğrencinin yalnızca bir formülü ezberlemesini değil, o formülün nereden geldiğini anlamasını istiyorum. Bir bilginin hikâyesini bildiğinizde onu hatırlamanız ve yeni bir soruyla karşılaştığınızda nasıl kullanacağınızı bilmeniz çok daha kolay oluyor.
Benim için asıl başarı, öğrencinin bir süre sonra “Ben bunu kendim yapabiliyorum.” diyebilmesi.
Derslerinizde salt doğru sonuca ulaşmayı değil; soruya farklı açılardan yaklaşmayı, alternatif yöntemler geliştirmeyi merkeze alıyorsunuz ve "Matematikte tek bir sorunun tek bir çözüm yolu olduğuna inanmıyorum" diyorsunuz. Zihni tek bir kalıba hapsetmeden çoklu bakış açısıyla düşünmeyi öğretmek öğrencinin genel hayat başarısını nasıl etkiliyor?
Bir öğrencinin yapabildiği aynı soru tarzından onlarca soru çözmesi, sırf masada uzun süre oturdu diye ona büyük bir katkı sağlamıyor. Önemli olan yapamadığı noktaya yönelmek ve öğrendiği bilgiyi farklı şekillerde kullanabilmek.
Matematikte bir probleme farklı yollardan yaklaşmayı öğrenen öğrenci, zamanla hayatındaki problemlere de tek bir pencereden bakmamaya başlıyor. Bugün bunu tam olarak fark etmeyebilir; ancak ilerleyen yaşlarda olayları farklı açılardan değerlendirebilmenin çok büyük bir avantaj olduğunu görecektir.
Öğrencilerin en klasik ve haklı sorgulamalarından biri olan "Hocam, biz bu matematiği gerçek hayatta nerede kullanacağız?" sorusuna çok vizyoner bir yanıt veriyorsunuz: Hayatın içinde türev ve integral hesaplamasak da matematiğin kazandırdığı analitik düşünme, problemi parçalara ayırma ve kriz anında alternatif üretme becerisi... Matematiğin bu görünmeyen zihinsel gücünü gençlere nasıl somutlaştırıyorsunuz?
Bu soru aslında çok haklı bir sorgulama. Çünkü matematiği bir araç olarak değil, yalnızca aşılması gereken bir yük olarak gördüğümüzde öğrenciyle matematik arasındaki bağ kopuyor.
Ben matematiği zihnin ağırlık antrenmanına benzetiyorum. Bir sporcu ağırlık kaldırırken amacı günlük hayatta ağırlık taşımak değildir; o antrenman vücudunu güçlendirir. Matematik de zihnimizi güçlendirir.
Belki günlük hayatımızda türev veya integral hesaplamayacağız. Ancak matematiğin kazandırdığı analitik düşünme, problemi parçalara ayırma, riskleri değerlendirme ve alternatif çözüm yolları üretme becerilerini hayatımızın birçok alanında kullanacağız.
Matematik öğretmenliğinizi geleneksel sınırların dışına çıkararak Python, yapay zekâ, Microsoft yazılımları ve dijital video kurgu eğitimleriyle desteklediniz. Bir matematik eğitimcisinin çağın dijital araçlarıyla ve kodlama mantığıyla bu denli iç içe olması öğretim ikliminize nasıl bir dinamizm kazandırıyor?
Teknolojiyle iç içe büyüyen bir neslin karşısına yalnızca tahta ve tebeşirle çıkmak elbette yeterli değil. Klasik yöntemleri tamamen bırakmak da doğru değil; öğrencinin yeni nesil soruları çözebilmesi için temel ve klasik yöntemleri çok iyi bilmesi gerekiyor.
Ben bu iki alanı birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcısı olarak görüyorum. Yapay zekânın yanlış ve riskli kullanımları elbette var; ancak doğru kullanıldığında öğrenmeyi destekleyen ve öğretmenin işini kolaylaştıran çok güçlü bir araç olduğunu düşünüyorum.
Bu dijital yaklaşımı sosyal medya içeriklerime de taşımaya çalışıyorum.
Sosyal medyada matematik içerikleri üreterek ekranları merak uyandıran bir öğrenme alanına dönüştürüyorsunuz. Z kuşağının dikkat süresinin kısaldığı bir çağda, sosyal medyanın görsel ve dinamik dilini kullanarak matematiğe karşı geliştirilen önyargıları kırmak nasıl bir etki yaratıyor?
Z kuşağının dikkat süresi kısa olabilir ama merakı oldukça yüksek. Sosyal medyanın görsel, dinamik ve zaman zaman mizahi dilini kullanarak matematiğin öğrenciler için oluşmuş o soğuk yüzünü kırmaya çalışıyorum.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Kısa videolar matematiği öğretmenin kendisi değil, bir pekiştirme ve merak uyandırma aracıdır. Bir konuyu gerçekten öğrenmek için öğrencinin masaya oturması, uzun süre odaklanması, soru çözmesi ve eksiklerini tamamlaması gerekir.
30 saniyelik bir videoyla öğrencinin matematikte seviye atlamasını beklemek gerçekçi değil. Ama o 30 saniye öğrencide “Aaa, bu aslında düşündüğüm kadar zor değilmiş.” duygusunu oluşturuyorsa, bence çok değerli bir başlangıçtır.
Yoğun çalışma ve üretim temponuzun yanında tenis oynuyor, yüzüyor ve yeni yerler keşfetmekten besleniyorsunuz. Sporun getirdiği disiplin ve hareket, seyahatlerin sunduğu o taze bakış açısı Beyza Gül Yıldız’ın eğitimci enerjisini ve üretkenliğini nasıl besliyor?
Bunu özellikle öğretmen arkadaşlarım için de söylemek isterim: Hayatı yalnızca tek bir alana sıkıştırmak insanı gerçekten yoruyor.
Hepimiz gibi benim de çok yorulduğum dönemler oluyor. Bu yüzden spor yapmak, yeni yerler keşfetmek ve ilgilendiğim alanlarda kendimi geliştirmek benim için çok kıymetli. Bunlar beni zihinsel olarak tamamen deşarj ediyor.
Sevdiğim şeylere zaman ayırdığımda zihnimi boşaltıyor, yeniden odaklanıyor ve daha enerjik hissediyorum. Dolayısıyla bunların hem motivasyonuma hem de öğretmenlik performansıma doğrudan katkısı olduğunu düşünüyorum.
Son olarak; "Bir öğretmenin en büyük eseri, öğrencisinin bir probleme bakıp 'Bunu nasıl çözebilirim?' diyebilmesidir" anlayışıyla yürüyen ve ileride adını çok daha büyük projelerle duyurmayı hedefleyen genç bir eğitimci olarak; Satır Arası masamızdan, matematiğe küsmüş öğrencilere, velilere ve tüm okurlarımıza bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?
Matematik doğuştan sahip olduğumuz ya da sahip olmadığımız bir yetenek değil. Elbette bazı öğrenciler matematiğe daha avantajlı bir başlangıç yapabilir; ancak doğru yönlendirme ve doğru çalışma sistemiyle her öğrenci bulunduğu seviyenin üzerine çıkabilir.
Burada benim için en önemli unsur öğrencinin kendi isteği. En iyi öğretmen, en iyi okul, en iyi kaynak ya da en fazla özel ders bile öğrencinin kendi masasına oturma alışkanlığının, azminin ve isteğinin yerini tutamaz.
Ben öğrencilerime yalnızca matematik öğretmeye değil, bu isteği ve özgüveni kazandırmaya da çalışıyorum. Çünkü “Yapamıyorum.” dediğimiz birçok durumda aslında yanlış yöntemle karşılaşmış oluyoruz.
Ve son olarak şunu söylemek isterim: Doğru anahtarla açılan her kapının sonrası bahardır.
Bu güzel röportaj için Satır Arası ekibine teşekkür ederim.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; matematiğin soğuk sanılan dünyasını merakın, sorgulamanın, teknolojinin ve samimiyetin sıcaklığıyla harmanlayan Değerli Beyza Gül Yıldız’ın ilham veren eğitim yolculuğuna konuk olduk.
Gördük ki; bir zihne ezberletmek yerine düşünme becerisi kazandırıldığında, "yapamam" zincirleri birer birer kırılır; çözülen her denklem ve aşılan her önyargı, geleceğe özgüvenle bakan pırıl pırıl zihinlerin kendi aydınlık baharını müjdeler. Niyet sâfi, emek kavi ve zihin açık olduğunda... Sonrası Bahar.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası