Işılay Kızılgöz

isilay@kizilgozhaber.com

23.09.2026 tarihinde yayınlandı.

Her gün yaşamak için bir nedenimiz var…

Bir çocuğun gülüşü, bir annenin duası, bir babanın şefkati, yarına dair küçücük bir umut bile insanı hayata bağlamaya yeter. Fakat son zamanlarda yaşanan acı olayları gördükçe bir anne, bir kadın ve bir yazar olarak kendime şu soruyu sormadan edemiyorum:

Biz nerede yanlış yapıyoruz?

Çocuklarımızı büyütüyoruz ama acaba onları hayata doğru hazırlayabiliyor muyuz?

Eğitim yalnızca okulda verilen derslerden ibaret değildir. Çocuğun ilk okulu evidir, ilk öğretmenleri ise anne ve babasıdır. Sevgi, saygı, merhamet, vicdan, paylaşmak ve bir başkasının canının da kendi canı kadar değerli olduğunu önce ailede öğretmek zorundayız.

Ancak sorumluluk yalnızca ailelerin de değildir.

Bugün televizyonlarda, dijital platformlarda ve sosyal medyada çocukların kolaylıkla ulaşabildiği içeriklere baktığımızda şiddetin, silahın, zorbalığın ve saldırganlığın sıkça karşımıza çıktığını görüyoruz. Elbette yaşanan her kötü olayın sebebini dizilere veya filmlere bağlamak doğru değildir. Fakat çocukların gördüklerinden ve çevrelerindeki davranışlardan etkilenebileceğini de yok sayamayız.

Çocuklarımızın kendilerine örnek alabilecekleri güzel karakterlere ihtiyacı var.

Televizyon kanallarında aile bağlarını, sevgiyi, dostluğu, dürüstlüğü, emeği, vicdanı ve dayanışmayı anlatan yapımların daha fazla yer almasını istiyorum. Şiddetin güçlü olmak gibi sunulduğu değil, iyiliğin ve merhametin değer gördüğü hikâyeler çoğalsın.

Bir diğer büyük sorun ise akran zorbalığı…

Bir çocuğun başka bir çocuğa uyguladığı psikolojik veya fiziksel şiddeti, “Çocuktur, olur böyle şeyler” diyerek geçiştiremeyiz. Bir çocuk için söylenen tek bir aşağılayıcı söz bile yıllarca unutamayacağı bir yaraya dönüşebilir.

Çocuklarımıza güçlü olmayı öğretelim ama başkasını ezerek güçlü olunamayacağını da anlatalım. Kendilerini savunmayı öğretelim ama şiddeti çözüm olarak göstermeyelim.

Ve gelelim en önemli konulardan birine: silah güvenliği.

Evlerde çocukların ulaşabileceği yerlerde silah bulundurulmamalıdır. Silah bulunan bir evde gerekli güvenlik tedbirlerinin eksiksiz alınması hayati önem taşır. “Benim çocuğum dokunmaz” düşüncesi bir güvenlik önlemi değildir. Birkaç saniyelik ihmal, bir ailenin ömür boyu taşıyacağı acıya dönüşebilir.

Aynı hassasiyeti okullarımızda da göstermek zorundayız.

Çocuklarımızı sabah okula gönderirken yalnızca eğitim almalarını değil, güven içinde evlerine dönmelerini de bekliyoruz.

Bu nedenle okullarımızda daha güçlü ve düzenli güvenlik önlemleri alınmalıdır. Okul giriş ve çıkışları kontrol altında tutulmalı, yetkisiz kişilerin okul alanlarına girişleri engellenmeli ve şüpheli durumlar görmezden gelinmemelidir.

Okul yönetimleri, öğretmenler, rehberlik servisleri, veliler ve gerektiğinde emniyet birimleri arasında güçlü bir iletişim ve iş birliği kurulmalıdır.

Tehdit, şiddet, akran zorbalığı ya da okula silah veya başka tehlikeli maddelerin getirilmesi gibi durumlar asla küçümsenmemelidir. Her ihbar ciddiyetle değerlendirilmeli ve çocukları damgalamadan, onların güvenliğini esas alan gerekli tedbirler zamanında alınmalıdır.

Okullar çocuklarımızın korktuğu değil, kendilerini güvende hissettiği yerler olmalıdır.

Ama bütün sorumluluğu devlete, okula veya televizyon kanallarına bırakıp aile olarak kenara çekilmek de doğru değildir.

Çocuğumuzun eline telefon vermek kolaydır. Asıl mesele onunla konuşabilmek, onu gerçekten dinleyebilmek ve “Bugün nasılsın, okulda ne yaşadın, seni üzen biri var mı?” diye sorabilmektir.

Çocuğumuzun ne izlediğini, kimleri örnek aldığını, arkadaş çevresini ve davranışlarındaki değişiklikleri takip etmeliyiz.

Çünkü bazen bir çocuk yardım istediğini kelimeleriyle değil, davranışlarıyla anlatır.

Aileye görev düşüyor.

Okula görev düşüyor.

Öğretmene görev düşüyor.

Televizyon kanallarına ve içerik üreticilerine görev düşüyor.

İlgili kurumlara ve emniyet birimlerine görev düşüyor.

Kısacası hepimize görev düşüyor.

Bir çocuk daha şiddetin kurbanı olmadan, bir anne daha evlat acısıyla yanmadan, bir hayat daha yarım kalmadan önlem almalıyız.

Çünkü bir çocuğun canı söz konusu olduğunda, “Keşke daha önce önlem alsaydık” demenin hiçbir anlamı yoktur.

Önlem, acı yaşandıktan sonra değil, acı yaşanmadan önce alınır.

Her gün yaşamak için bir nedenimiz varsa, çocuklarımıza güvenli, güzel ve yaşanabilir bir gelecek bırakmak için binlerce nedenimiz var.

Çocuklarımız bizim yalnızca geleceğimiz değil, bugünümüzdür. Onları korumak hepimizin sorumluluğudur.

Işılay Kızılgöz

Araştırmacı Gazeteci – Yazar

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.