Siyasette Renk Değil, Karakter Belli Olmalı!
Menfaati uğruna duruşunu değiştiren, karakteri oturmamış insanların çoğaldığı bir yerde yalnızca siyaset değil, toplumun değerleri de yara alır.
Son zamanlarda özellikle gençlerden sıkça duyduğum bir söz var:
“Benim bir tarafım yok, ben parti tutmuyorum.”
İnanın, bunu duyduğumda üzülüyorum.
Elbette hiç kimse bir siyasi partinin fanatiği olmak zorunda değil. Zaten benim savunduğum da partizanlık değil. Fakat insanın bir fikri, bir duruşu, bir dünya görüşü ve en önemlisi vazgeçmeyeceği değerleri olmalı.
Bugün A partisinin kapısında, yarın B partisinin kürsüsünde, ertesi gün C partisinin safında olup her seferinde aynı büyük sözleri söylemek bana göre siyaset değildir.
Bunun adı sorgulanması gereken bir duruş meselesidir.
Bakıyorum günümüz siyasetine; MHP’den CHP’ye, CHP’den AKP’ye, oradan Zafer Partisi’ne ya da başka bir partiye… Siyasi isimlerin ve yöneticilerin partiler arasında geçişleri artık şaşırtıcı olmaktan çıktı.
Elbette insanın düşüncesi değişebilir. Bir insan yanlış gördüğü bir politikadan vazgeçebilir, savunduğu partiyle fikir ayrılığına düşebilir. Buna kimse bir şey diyemez.
Ancak her değişimin arkasında gerçekten bir fikir değişikliği mi var, yoksa makam, koltuk, güç ve kişisel menfaat hesabı mı?
İşte vatandaşın sorgulaması gereken yer tam da burasıdır.
Çünkü siyaset bir bukalemun misali bulunduğun ortama göre renk değiştirmek olmamalıdır.
Dün ağır sözlerle eleştirdiğinin bugün yanında duruyor, dün savunduğunu bugün çıkarın uğruna yerden yere vuruyorsan vatandaş da sana şu soruyu sorma hakkına sahiptir:
“Senin gerçek rengin hangisi?”
Biz partizan değiliz.
Benim için mesele bir partinin rozeti değildir. Mesele; vatan, millet, bayrak, adalet ve gelecek nesillerimizdir.
Kim bu ülkenin birliği için çalışıyorsa, kim vatandaşın sofrasındaki ekmeği düşünüyor, çocuklarımızın geleceğini koruyor, adaleti kişiye göre değil herkese eşit uygulamak için mücadele ediyorsa doğru yaptığı her işte yanında oluruz.
Adı AKP olmuş, CHP olmuş, MHP olmuş, Zafer Partisi olmuş ya da başka bir siyasi parti olmuş.
Ben rozete değil, icraata bakarım.
Çünkü vatan sevgisi parti üyelik kartına sığmayacak kadar büyüktür.
Yanlış yapan kim olursa olsun yanlışına yanlış, doğru yapan kim olursa olsun doğrusuna doğru diyebilmek gerekir.
Asıl bağımsızlık budur.
Bugün siyasetin en büyük sorunlarından biri de bana göre tam olarak burada başlıyor. Siyaset halka hizmet makamı olmaktan çıkıp kişisel gelecek kurma aracına dönüştüğü anda kirlenir.
Makamlar geçicidir.
Koltuklar geçicidir.
Partiler değişebilir, yöneticiler değişebilir.
Ama insanın arkasında bıraktığı karakteri, duruşu ve itibarı kalır.
Çocuklarımıza bırakacağımız ülkeyi düşünmek zorundayız. Çünkü bugünkü siyasi hesapların bedelini yarının gençleri ödeyecek.
Benim tarafımı soranlara cevabım nettir:
Ben bir siyasi partinin değil; vatanın, milletin, bayrağın, adaletin ve doğrunun tarafındayım.
Kim doğru yaparsa alkışlarım.
Kim yanlış yaparsa karşısında dururum.
Çünkü benim anlayışımda gazetecilik de vatandaşlık da bunu gerektirir.
Dün söylediğini bugün makam uğruna unutanların değil, bedeli ne olursa olsun sözünün arkasında duranların çoğaldığı bir Türkiye istiyorum.
Çünkü insanın yolu değişebilir, düşüncesi gelişebilir.
Ama menfaate göre değişen şey fikir değilse, orada dönüp karaktere bakmak gerekir.
Ve bazen günümüz siyasetine baktığımda içimden tek bir cümle geçiyor:
Ne kadar da kirlenmiş dünya.
Işılay Kızılgöz