Ahmet Bilgehan Arıkan tarafından 08.08.2026 16:33 tarihinde yayınlandı.

Bencil ve aceleci çağın, insanı yüzeysel bilgilerle ve ekran bağımlılığıyla sığlaştırdığı o hoyrat gürültüsünün ortasında; hayatı "okumak çatısı altında yaşanmış odalar" olarak gören ve tefekkürü gaye-i hayal edinen kavi ruhlar vardır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; öğretmenlik, ilahiyat ve sosyoloji disiplinleriyle zihnini bileyen, "Beşli Okuma Sistemi" ile toplumsal çözümlerin anahtarını kitaplarda arayan Değerli Eğitmen ve Yazar Ali Yalçın ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.

"Kendime Aforizmalarım" eseriyle okuduklarını özgün sözlerle mühürleyen, Necip Fazıl ve Şerif Mardin tahlilleriyle toplumun nabzını tutan ve kitapların iyileştirici gücünü rehber edinen yazarımızın o adaletli ömür terazisini Satır Arası farkıyla aralıyoruz.

Ali Bey, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece diplomaları olan bir eğitimci veya yazar olarak değil; hayatını kitapların ocağında pişirmeye adamış, düşünen bir zihne sahip olmayı gaye-i hayal edinmiş hakiki bir irfan zanaatkârı olarak ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir.

Röportajımıza sizi, o okuma çatısı altında şekillenen dünyanızı tanıyarak başlayalım: Ali Yalçın kimdir? Bir okur sizin zihin raflarınıza adım attığında, sînesinde kelimelerin ve tefekkürün hangi sâfi yüzüyle yüzleşmelidir?

Kitapla Birlikte Bir Hayat Yaşamak ve Satırlarda Sırlanmak İdealimizdir

"Satır Arası" köşenize davetinizden, bir paragraf ayırdığınızdan dolayı, çoktan çok teşekkür ediyorum. Sadırlarındaki ilmi, satırlara salıklayan, değerli düşünce seyyahlarını okumak, muhteşem kazanımlar sunuyor. Kısa ve öz bilgiyi, irfan geleneğimizin terennümü damıtılmış fikirleri, fevkalade derinlikleriyle okura kazandırıyorlar. Vesile olanlara ve katılımcılara/katılacaklara minnettarlığımı, vasıtanızla ifade etmeyi vefa/takdir kabul ederim.

Sanıyorum, okurlar yapıyorlardır, kısa zamana ve dar satırlara serpiştirilmiş düşünce hevenkleri, üzerinde ikmal-i fikir yapılması, terakki rampaları kazandırıyorlar.

Hayatını kitaplara adamak, kitapla birlikte bir hayat yaşamak, kitap gibi ömür geçirmek ve kitaplara sığmayacak eserler bırakarak, satırlarda ve sadırlarda sırlanmak... Sanıyorum ki ideal olarak, okurların hayal dünyasını süslüyordur.

"Kim" sorusu; hayatları, asırları içinde barındırıyor. Cevabı kolay olsa da şahsi özelliği, insanlığa genelliği ve öz ifadeleri içermesi itibariyle de dopdoludur. İletişimin kanatları arasında çok karşılaştığımız/karşılaşmak zorunda olduğumuz ve içini hayatımızla doldurduğumuz, gizemli kelime. Biraz daha özelleştirip "ben kimim" içe bakışına da sığınabiliriz.

Kendinden bahsetme beraberinde "benlik cidarlarını zorlayabilecek, hislerin devreye girebileceği, kıskançlığın cenderesine düşülebilecek, ideal ile realite arası gelgitlerin olabileceği, orijinal ile sırların yan yana durduğu" dizimler içerecektir. Fakat bir diğer taraftan da tanımak/bilmek/almak için de zarurettir.

Bütün bunları kabul ile ve evrensel insanlık ölçülerine saygı çerçevesinde birkaç şey söyleyebilirim. Orta Anadolu'nun ortası sayılabilecek, bozkırın tüm özelliklerini bağrında barındıran, sakinliğin/sertliğin/sorumluluğun yaşam tarzı olduğu, halinin kıymetini bilme ile yeni haller kazanma arasında hayat süren, yüreği dolu insanların ârâm eylediği, şirin bir köyde dünyaya geldim.

İlk okulumuz, birçok ilkleri yaşadığımız yer, köyümüzün en sosyal kurumuydu. Şöyle bakıyorum da o kadar çok şey yaşamışız ki adeta hayatımızın özeti. En yakın Orta Okul, köyümüze yaklaşık beş km uzaklıktaydı. Kıymetli arkadaşlarımla oraya, üç güzel yıl gidip geldik. Ne anlatılmaz/anlatılamaz tecrübeydi. İlerde kitabını da yazacağım. Belki birilerine rehberlik eder.

Lise ve şehir hayatına birlikte girdim. Ankara'nın o dönem eğitimi ve milyonların içerisinde yaşanan sosyallikler. İlkler kuşağında çoklarla muhatap olma. Ülkemizin küçültülmüş misali sınıfımız. Eğitim ve örnek olmanın ağırlığını yüreğinde hisseden öğretmenlerimiz.

Gaye-i hayalim diye özetleyebileceğim, kitapların dünyasıyla geniş dairede muhatap olma vetiresi. Fikir çeşitliliğinin, insan çeşitliliği kadar çok olduğu atlasvari ortamlarda konuşmalar, koşuşturmalar.

Küçükken bir hayalim vardı. Belki çok kişinin hayali de benzerdir. İlk öğretmenim gibi "öğretmen" olmak. Köyüme veya yakın köylerden birinde kendimce, hayallerimi gerçekleştirmek. İşte bunun için Eğitim Fakültesini tercih ettim. Bütün tercihlerim sınıf öğretmenliğiydi. Ve birisine yerleşmiş oldum.

Güzelliklerle dopdolu ülkemizin güpgüzel illerinden Kastamonu'da okudum. Orasını çok sevdim. Ve aynı tazelikte sevmeye devam ediyorum. Mezuniyet sonrası kardeşimi de okutmak için biraz daha orada kalma durumum oldu.

Sonrası, eğitimin farklı kategorilerinde ve nezih ülkemizin köşelerinde devam eden çalışma ve üretim hayatı. İlerleyen yaş ve çocukların eğitimi için, yerleşme durumumuzun olduğu Başkentimiz. Aktif çalışma hayatından emeklilik.

Şimdilerde ise günlerimi süsleyen "okuma" kutsal vazifesine ağırlık vererek, çalışmaya devam ediyorum. Bakınca kitabın hatırlandığı, konuşunca fikirlerin tartışıldığı birisi olarak yaşamaya devam ediyorum. Enerjim ve yaşama sevincim, okumanın içerisinde gizlenmiş. Bir hoş sada bırakmayı, kitapların sayfalarında kabul eden okur...

Bütün gayretinizi insan ve toplum üzerindeki meselelerin ancak "okuma formülleri" ile çözülebileceği inancına teksif etmişsiniz. Bencil çağın insanı ekrana ve yüzeyselliğe hapsettiği bu dönemde; okumanın ve okuduğunu derinlemesine düşünen bir zihne dönüştürmenin toplum için nasıl tek çıkar yol olduğunu bize anlatır mısınız?

‘Görünüyorum Öyleyse Varım’ Çağından ‘Okuyorum Öyleyse Varım’ Ufkuna Erişmeliyiz

Evet, soruda da ifade ettiğiniz gibi insan ve topluma ait sorunların çözümünde gelişme vetirelerinin yakalanmasında "okumanın" son derece elzem olduğunu düşünüyorum. "Müttefiktir bu recada cümle ihvanım" diyebiliriz. Tek yol budur dayatmasına düşmeden, yollardan birisi veya bu yolun da güzellikleri olabileceğine inanıyorum.

Kitap okuma, insanlık tarihinin her döneminde müracaat edilen bir yol/metot olmuştur. Fikirleri paylaşma aracı olarak görülmüş. İnsanı ve toplumu inşa etme aracı kabilinden değerlendirilmiş. Kitaba dayalı fikirlerin daha kalıcı ve aktarımı mümkün olduğu, ekoller/ilimler tarihi açısından da böyledir. Fikrin, sağlamlığını muhafaza etmesi ve yaşaması, biraz da yazılı kaynaklarda yer bulmasına bağlıdır. Kutsal metinleri, yasaları, bildirileri, şiirleri bu çerçevede değerlendirebilirsiniz.

Binlerce yıldır üzerinde konuşulan "Devlet" kitabı, Masallar, Yazıtlar kitabın insanlık tarihindeki yeri açısından oldukça kıymetlidir. Asırları atlayarak bu günlere geldiğimizde yazılı kaynakların çeşitliliği fazlalaştı. Ulaşımı da kolaylaştı. Bu üzerinde durulabilecek bir konu. Seçici olmak gerektiğini ifade edip tekrar başa dönelim.

İnsanlık, düşünce akışı içerisinde çeşitli zamanlar yaşamıştır. İnsanoğlu; "düşünen varlık" safhasından "düşünüyorum öyleyse varım" noktasına uzun mücadeleler sonrasında gelmiştir. Aydınlanma, sanayileşme, gelişme adlandırmalarıyla bugünlere buluşmuştur.

Şimdilerde "görünüyorum öyleyse varım" ile kendine bir yer bulmaya çalışmaktadır. Nihai hedefin "okuyorum öyleyse varım" ile "düşünüyorum öyleyse varım" ufku olması, hayalimin süslü varışıdır/finalidir.

Birileri böyledir veya birileri değildir töhmetine kimseyi yerleştirmek istemem. İnsana saygı çerçevesinde insanlığa verebileceğim katkının, burada olmasını diliyor ve gayretimi o noktaya teksif ediyorum.

Sizin de ifadenizde yer alan, yalnızlık/ferdileşme kabul etmemiz gereken bir durum. Bunu okuma adına da değerlendirebiliriz. Kişi merak ettiği, ilgi duyduğu, ihtiyaç hissettiği, gündemde olan konuları kitapların dünyasında bulabilir. Bugünün insanı, kendisinin hem öğretmeni hem öğrencisi olmayı tercih ediyor. Kitaplar, iki ihtiyacı da karşılayabilir.

Diğer bir taraftan gördükleri/gösterilen üzerinden "anlık düşünen" birey, zamanla olayların perde arkasını, derinlemesine düşünme ve merak hissi ile bilinmezlere yoğunlaşıyor. Adeta yüzeysel olandan yola çıkarak, derinliğin içerisine nüfuz etmek istiyor. Örneğin, astroloji, astronomi, beyin üzerine çalışmalar, ilk oluşumlar... Son yılların merak konusu. Bu konulardaki kurgu kitapları da ayrıca ilgi çekiyor. Harry Potter tarzı diyebiliriz. Yüzbinlerce insan okudu/okuyor.

Bir husus daha var ki günümüz gençliği kahramanlık diyebileceğimiz, normalin dışındaki şeyleri daha çok merak ediyor. Tarihi şahsiyetler, başarı öyküleri, zorluklarla mücadele, hedefe ulaşmak için çabalar da ilginç bulunuyor.

Burada ütopya ve aklın kabul etmekte zorlanacağı şeylere dikkat etmek gerekiyor. Kısa ve öz olan şeylere yoğunlaşmalı. İlgi o merkezde. Odaklanma probleminin ayyuka çıktığı durumlarda "az zamana çok şey sığdırma" yolunu tercih etmeli. Nitelikli zaman geçirme ve kabul edilebilir olaylara müracaat edilmeli.

Simyacı'da anlatılan Bir Bilgeye ulaşma hikayesi vardır. Bu hikâye öyle ilgi çekici bulunmuştur ki hâlâ kulaklara misafir olmaktadır. "Ali Cabbar" hikayesi vardı. Müzik listelerinde de epeyce yer tuttu. Bu hikâyeyi, kitap okuma alışkanlığı fazla olmayan birinden dinlemiştim. Hakkında o kadar çok okuma yapmış ki büyük bir kitap çapında. Kendisine "Ağlatan Kafe / Çerkes Destanını" tavsiye etmiş, bunun üzerinde de okumalar yapabileceğini söylemiştim.

Burada önem verdiğim bir hususu arza müsaadenizi rica ediyorum. Kitap okumanın önünde engellerin olduğunu, insanların bu engelleri aşmasının zorluğunu da kabul ediyorum.

Topluma Rehberlik Edecek 'Kitap Okuma Danışmanlığı' Sistemini Kurmalıyız

Bunun için "Kitap Okuma Danışmanlığı" diye isimlendirebileceğimiz bir sistemi salık veriyorum. İnsanlara rol model olacak, kitap okuma danışmanları hem insanlarda kitap okuma merakı/ilgisi oluşturacak hem de ne/neyi/ne zaman/nasıl okumalı konularında danışmanlık yapacak. "Kitapkurdu" insanların yaptığı bir şeydir. Sadece hayatınızı o konuda yaşayın yeter. Yanınızda bulunan kitap, kıymetli bir danışmanlık sunmaktadır. Toplum okuyanları görsün, beraberinde etrafta bir aura oluşuyor/oluşacaktır.

Okurun durumuna göre tavsiye, çözüme götürücü bir yol sunacaktır. Sosyal medya bu konuda kullanılabilir/kullanılıyor.

Bir kitapla başlayan okuma serüveni, yenilerine kapı açıyor. Kendini keşfetme ve bir güzergâh belirlemede etken/etkin yol okumadır. Fuarda/kafede/başkasında/cep telefonunda gördüğü kitap isminden bile okumaya başlayan kişiler var.

Daha sonra kendi gibi olanlarla birlikte olunuyor. Kitap kulüpleri, kitap sayfaları, kitap analizleri veya hangi adla olursa olsun kitapla alakalı her türlü etkinlik, toplumda büyük değişikliklere vesile olacaktır/olmaktadır.

Uzattım fakat bir konuyu daha paylaşmak isterim. Kitap okumak güzeldir. Takdir edilecek bir davranıştır. Alkışa layıktır. Bir sonraki adım ise "okuyan insana" dönüşmektir. Fikir atlasını okudukları üzerine kuran insan olmak. Kitap satırları üzerinden kendini ifade etme.

Düşüncenin isabeti; o konuyla alakalı yaptığımız okumalara bağlıdır. Çapraz okuma, eleştirel düşünce için şarttır. Donanım, sevdiğimiz bir kelime oldu. Donanımlı birey ise kitap okumanın merdivenleriyle ulaşılacak bir mertebe. Donanım, itibarınızı belirlemede artılar sunuyor. Bir de donanım yarışı var. Artık sizin gibi olanlarla memleketiniz ayrı olsa da aynı dünyada yaşıyorsunuz. Okuduklarımız bizi, düşünmeye zorlar diyelim. Sorunun ehemmiyetine binaen uzatmış olduk. Müsamahanıza sığınıyorum.

Gelecekte herkese tavsiye ettiğiniz ve bizzat uyguladığınız muazzam bir "Beşli Okuma Sistemi" (Genel, Hikâye/Roman, Tarih, Şiir ve Alan Okumaları) mizanpajınız var. Bu disiplinli yöntemin; zihnin raflarındaki binlerce kitapla kalemin feveran eden dansı arasındaki o hassas dengeyi nasıl kurduğunu sizden dinleyebilir miyiz?

Zihni Tek Bir Alana Hapsetmeyen Çok Yönlü Disiplin: Beşli Okuma Sistemi

Formüllerin çok olduğu, hayatın kısaca formüle edildiği, sosyal hadiselerin bile kısa formüllerle akla yaklaştırıldığı şu asırda okuma formülü sunmak istedim. Umarım kabul görmüştür. Edindiğim intiba ve almış olduğum geri dönüşler o minval üzere.

Bu soruya beyin, psikoloji, ihtiyaçlar silsilesi, toplum bilimleri gibi birçok nazardan bakılabilir. Sadece küçük girizgahlar ile değinip geçmek istiyorum. Belki ilerleyen zaman dilimlerinde üzerinde genişçe bir "etkinlik" olarak durulabilir.

İnsanoğlu kompleks bir varlık. Zihin dünyası, duyguları, düşünceleri, merakları ile bütünlüğe sahip. Bu açıdan okumalarımızın mümkün olduğu kadar çok yönümüze hitap etmesini hedeflemeliyiz. Görünen/gösterilen/karşılaştığımız objeler itibariyle zihin dünyamızda ilgiler oluşuyor. Görmezden gelemeyeceğimiz gibi uygun şekliyle karşılamamız gerekecektir.

İletişim, yaşamamızın en zaruri yollarından birisidir. İletişim kurallarını/şekillerini/yollarını hem kendimize bakan hem de muhatap kitlemize bakan yönleriyle bilmemiz, isabetli yaşamamızı artıracaktır. Yukarıda donanımdan bahsetmiştik, kriter olarak alınan ve hedefler gösteren bir kelime. Varlıklar içerisinde vasıflarınızla varsınız.

Milyarlarca bilgiyi alabilecek beynimizi boş bırakmamalı ve seçtiklerimizle doldurup, kullanmasını bilmeliyiz. Çok şeyi öğrenebilecek kapasitede olan cihazlarımızı, az yerde kullanıp israf/heder etmemeli. Bir alanda ihtisas yapmak, zamanla körleşmeye/körelmeye de sebep olabiliyor. Yan dal, ferahlayacağımız alan, birikimlerimizi aktaracağımız başka bir mecra bulmalıyız.

Son yılların gelişen teorilerinden birisi de "çoklu zekâ kuramıdır", bu teori de teklifimi destekler mahiyettedir. Son olarak hayat kısa ve lüzumlu vazifeler, lazım olan bilgiler, gelişim kazandıracak ilimler çok. Az da olsa haberdar olmak iyidir.

Beşli Okuma Sistemi; bu sistem, uzun yıllardır kendimde uyguladığım ve netice aldığım çalışma şeklidir. Destekler mahiyette çok yayın okuduk. Konuşmalar dinledik. Sizlerin de bu konuda birikimleri olduğu kanaatindeyim.

Başta bir şeyi ifade etmem gerekir. Her okurun sistemi kendine özeldir. En ideal sistem ise denemeler neticesinde bulduğunuzdur. Lütfen onu devam ettiriniz. Burada söyleyeceklerimiz, fikir verme adına bakılabilir.

Beşli Okumada temel başlıklar: Genel, Hikâye-Roman, Tarih, Şiir ve Alan Okumaları. Kısaca bunlar üzerinde durmak ve kısmen açıklamak, maksadın daha iyi anlaşılmasına sebeptir.

Genel Okuma: Buradan kastım, diğer dört alanın dışında ve onların hepsiyle ilgili olan türler. Ansiklopedi, Sözlük, Makale, Temel eserler bu gruba girebilir. Divan-ı Lügati't-Türk, Masallar, Kitap okuma konusunda bilgilendirici yayınlar, biyografiler... Burada TED Konuşmalarını da salık veriyor ve ısrarla tavsiye ediyorum. Ülkemizde de benzeri çalışmalar var. Takip edilebilir.

Hikâye-Roman: Masamızın bir köşesinde, çantamızda devamlı hikâye-roman bulunmalı. Üzerine çok şey söylenebilir. Kısa birkaç cümle takdim edeyim. Hem hikâye hem roman karakter, mekân, olay, toplum, zaman kısaca insanla alakalı çok şeyin tahlilini yapma imkânı verir. Hayatı öğrenme ve nasıl yaşayayım sorusuna cevaplar sunar. Kültürü anlamlandırma kazanımı verir...

Hikâye, başlangıcı ve sonu olan olayları anlamamızı, fikir üretmemizi ve benzerleriyle karşılaştığımızda çözüm önerileri çağrıştırır. Ruhumuza iyi gelen tarafları çoktur. Dinlendiricidir. Diğer türleri okurken, soluk alma zamanları kazandırır. Bir hikâye anlatayım diye başlayan muhabbetlerin de tetikleyicisidir.

Roman, günümüzde insanların en çok okuduğu türdür. "Ne kadar roman okudun" sorusu okuru belirlemede bir ölçü halini almıştır. Kült olmuş, kabul görmüş ve milyonların okuduğu romanlar ise "kitapkurtları" için normal kabul edilmiştir. Belirli bir sıraya göre Türk ve Dünya Klasiklerini okumalı diye düşünüyorum. Bir yerden başlamalı ve günümüze doğru gelinmeli. Konuyla alakalı birçok yayınevinin "Roman Serileri" vardır. Sizlere uygun seçkiler gösterebilir.

Burada küçük bir ayrıntı. Geçmişten bugüne gelirken, günümüzü kaçırmak da mümkün. Bu nedenle bir geçmişten bir günümüzden de okunabilir. Aynı şekilde Dünya klasikleri için de benzeri uygulama yapabilirsiniz. Yazarların, kitap tanıtım sitelerinin, kişilerin, STK'ların paylaştıkları listeler de olabilir. Belirli yazarlar tespit edip takip de edilebilir. Çok yazardan birer tane de olsa okumanın daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Okuduklarınız üzerine özet/yorum/analizler yazabilir, uygun platformlarda paylaşabilirsiniz. Çoklu zekâ kuramı için roman ve hikâye okumak oldukça önemlidir. Kitapla iyileşmek diyebileceğimiz bibliyoterapi için de faydalı bir yoldur. Dağarcığınızda yüzlerce roman olmalı.

Tarih: Oldukça değerli bir alan olarak düşünüyorum. Kendi tarihinizi bilme, kendinizi bilmektir. Köy/mahalle, şehir, ülke tarihi ve ardından dünya tarihini sürekli ve farklı yazarlardan okumalı. Milletin tarihi, başlangıçtan günümüze doğru okunabilir. Özellikle günümüz tarihi, Türkiye Cumhuriyeti tarihi bol kaynaklı bir şekilde okunmalı. Bu konularda yabancı yazarlar da aralarda müracaat edilmesi gereken yerlerdir. Görüşleri farklı ve hatta zıt yazarları okuyup, kendi görüşümüzü geliştirebiliriz. Temel eserler kabul edilen kitapları sıraya koymalı. Tarih deliller ışığında anlaşılır. O tür kitapları öncelikle tercih etmeli. İlim tarihleri yol göstericidir. Burada tarihi şahsiyetlerin hayatlarına da bakılabilir.

Şiir: Şiir okumanın duygu derinliği, kelimeler musikisi, az söze çok şey sığdırma gibi faydaları ve kişiye özel yanları var. İnsanımızın duygu dünyasında yer etmiş şiirleri/şairleri özellikle okumalı. Hatta bazı şiirler ezberlenebilir de. Edebiyatımız bu hususta oldukça zengindir. Alternatifleri değerlendirmeli. Okuma zamanı da kişiye özel olsa da sakin ve sessiz ortamlar düşünülebilir. Şiir okuyanların paylaşımları çoğaldı. Onları da zaman zaman dinleyerek duygu zenginliği kazanabiliriz. Konu ve içerik olarak farklı şiirler tercih edilebilir. Cep kitapları diye isimlendirilen serilerde şiir kitapları önemli bir yekûn tutmaktadır. Yanımızda bulundurabiliriz.

Alan Okuması: Bir mesleğimiz vardır. Onunla alakalı okumaları aksatmamalıyız. Hem günceli hem geçmişte yazılmış olanları, sistem dahilinde okuyabiliriz. Burada alanda kendimizi sürekli yenileme ve geliştirme hedeflenmektedir. Bunun için de güncel ve kadim bilgi birlikte öğrenilmeli. Sertifika programları, eğitimler, çalıştaylar gibi alanı ilgilendiren etkinlikleri takip edebiliriz. Dergiler, alan okumalarında öz ve güncel bilgiye ulaşmaya zemin hazırlar. İlgili STK'lar da istifade edeceğimiz, katkı sunacağımız yerler olabilir. Alanın dünya çapındaki çalışmalarını da uygun şekilde takip edebiliriz. Kendini yenilemeyen, eskiyecektir.

Yukarıda sayılanları bir topluluk ile birlikte yapmak, ayrı bir dinamizm verecektir.

Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sınıf Öğretmenliği ile İlahiyat eğitiminizin üzerine Sosyoloji disiplinini eklemişsiniz. Özellikle bu yıl Şerif Mardin okumaları üzerinden insanımızı ve toplumumuzu anlamlandırma çabanızın, kaleminize ve edebi analizlerinize kattığı o sâfi sosyolojik derinliği nasıl mizanpajlıyorsunuz?

Sosyoloji, Evrensel İnsanlık Değerlerini Anlamada En Güvenli Rehberdir

Eğitimin formel olması, sistemli düşünceye zemin oluşturur. Ülkemizde açık öğretim avantajları sayesinde üniversite okumalar daha da kolaylaştı ve arttı. Bunu değerlendirmeye çalıştım. Belki de devam edeceğim. Hedeflerinizi realize edip, eğitim kurumlarıyla desteklemeniz son derece önemli. Bu yolu kullanmak kıymetli kazanımlar sunar. Alanda derinleşmenin ve enginleşmenin bir yolu da ikinci üniversitelerdir.

Sınıf Öğretmenliği komple bir bakış açısı kazandırıyor. Eğitimin ehemmiyeti ve nasılı üzerine derinlikli düşünme yolları veriyor. Bunu okulumuzdan iyi aldığımızı düşünüyorum. Bizim dönemde yan alan uygulaması vardı. Türkçe'yi çok sevdiğim için onu tercih ettim. O konuda bir yere kadar getirdim. İlerde yarım kalan kısmını tamamlamayı düşünüyorum.

İlahiyat, yıllardır hayalimdi. İnanç sistemi üzerine okumalarım vardı. Bunu realize ettim. Bu da yarım kaldı. Ancak farklı bir şekliyle devam ediyorum.

Ve sosyoloji. Mümkün ise herkesin bir toplumbilim okuması taraftarıyım. Özellikle sosyolojiyi tavsiye ederim. İnsanlığı anlayabilme, toplum üzerine sistemli çalışabilme, hayallerinizi topluma bakan yönüyle realize edebilme noktasında alternatifler sundu. Sosyolojik düşünme, kazanılması fevkalade faydalı olan bir tarz. Hani birçok teoride de vardır ya "dünya vatandaşı" ifadesi, işte sosyoloji buna büyük katkı sağlıyor. Başka bir ifadeyle evrensel insanlık değerlerini kazanma ve geliştirmede de ilim olarak yardımcı oluyor.

Teknolojik gelişmelerle beraber, dünya ile aynı evde yaşıyor konumuna geldik. Dolayısıyla yeni komşularımızı tanıma ve doğru iletişim kanalları oluşturabilme, her zamankinden daha önemli hale geldi. Gördüklerimizle tanıdığımız insanlığı, ilmin verilerine göre tanımak isabetli sonuçlar verecektir. Burada sosyoloji son derece güvenli bir yol olarak önümüzde durmaktadır.

Entelektüellik kavramı üzerinde malumunuz çok duruluyordu. Bilgelik, olgunluk, donanımlı gibi kelimelerden de istifade edildi. Sosyoloji, bir insanın bilmesi gerekenleri asgari oranda sunar, yol ve yöntem öğretir. Bu bakımdan da üzerinde durulabilir.

Sosyolojiye yoğun bir ilgi beslemekteyim. Okul kitaplarının tamamını ve orada tavsiye edilen kaynakların çoğunu okudum ve okumaya devam ediyorum. Her yıl birkaç sosyoloğu okumaya çalışıyorum. Cemil Meriç, Erol Güngör, Nilüfer Göle, Ziya Gökalp okumalarım hemen hemen bitti. Bu yıl ise Şerif Mardin okumalarına ayırdım. Başladım ve bir yere kadar geldim. Yıl sonu bitirmeyi hedefliyorum.

Şerif Mardin'in Batılı ilim insanları çerçevesinden olaylara bakışı ve değerlendirmesini kıymetli buluyorum. Tarihimizle alakalı oldukça verimli değerlendirmeleri var. Olaylara, kişilere ve topluma akademik bakış açıları sunuyor. Kendimizi inşa etme, sanıyorum her insanın temel hedeflerindendir. Sosyolojinin bu konuda güçlü bir alternatif olarak bakılabilecek bir saha olduğunu kabul ediyorum.

Öğrendiğimiz ilimler çerçevesinde ilimlere ve insanlığa bir borcumuz, belki vefamız var. Bize kadar gelen ilimleri öğrenip, bizce katkılar ilave etmek ve bizden sonrakilere intikal ettirmek. Sosyoloji geniş alanda bunu gösteriyor.

İlk kitabınız olan "Kendime Aforizmalarım" ile yıllarca okuduklarınızdan süzülen hikmeti özgün ifadelerle mühürlediniz. Bir okurun başkalarının cümlelerini tüketmekten sıyrılıp, kendi birikimini böyle özgün aforizmalara dönüştürme safhasındaki o edebi doğum sancısını bize açar mısınız?

Aforizmalar; Az Sözle Çok Şey Anlatan Hayat İşaret Taşlarıdır

Evet, ilk kitabım diyeceğim, ancak aslında bizden öncekilerin bıraktıklarından devşirilmiş ve zihnimize göre dizayn edilmiş buket diyebiliriz. İlim üretenlere minnettarlığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum. İyi ki varsınız.

Öteden beri atasözü, özdeyiş, özlü söz, manalı cümleler, bercestelere karşı ilgim ve alakam vardı. Okul defterlerimin sayfalarına sözler yazar, zaman zaman bakardım. Çoğunu ezberlediğim olmuştur. Yine lise yıllarında kartlar vardı. Bazı sözler yazardı. Onları okumayı ve kendimce yorum yapmayı severdim. Yine okuduğum kitaplardan özet çıkarırken üzerinde durduğum kısımlar orijinal sözler olurdu. Arkadaşlarımla da paylaştıklarım olmuştur.

Sonraki yıllarda kitap analizlerini, özetlerini özlü sözler üzerine kurmaya başladım. Çok yazarın sözlerini derledikleri çalışmalar var. Kalıcı sözler, cümleler, nasihatler, özdeyişler gibi kıymetli eserler. Aforizmalar, yaygın olmasa da etkin bir tür. Birçok yazarın kitaplarından derlenmiş aforizmalar sosyal medyada geziyor. Hülasa, okurun aşina olduğu bir durum.

Okuduklarımdan, dinlediklerimden aldığım ve yorumladığım sözleri çeşitli bazı yerlere not alıyordum. Aforizmalar üzerine epey kitap okudum. Onlardaki bazı sözleri, şöyle dersem daha iyi ifade ediyor gibi demeye başladım. Analizlerde, yazılarımda bol bol kullanıyordum zaten.

Sosyal medyada paylaştığım sözler üzerine bol miktarda yorumlar geliyordu. Onlara cevaplar verme, değerlendirme ayrıca bir faaliyet oldu. Derken bazı arkadaşların da teklifleri/teşvikleriyle kitap haline getirme fikri gelişti. Yıllarca söylenen sözleri bulundukları yerlerden çıkarıp toparlamaya çalıştım. Çoğunu da kitaba alamadığımı ifade edeyim. Son iki yıl ağırlıklı sözler.

Her birisinin altında bir hikâye saklıdır diyebilirim. Ara sıra kitaptaki sözler üzerine kısa videolar çekiyorum. Bunu devam ettireceğim. Bazı hatıraların kaybolmasını istemiyorum. Yazar arkadaşların da desteğiyle aylarca süren çalışma neticesinde kitap vücuda geldi. İlkin noksanı olsa da heyecanı tetikler. Biraz da öyle oldu.

Şimdilik böyle devam edecek. Üzerinde çalışacağım. Sonraki yıllarda biraz daha genişleyecek. Dizayn konusunda da bazı yenilikler planlıyoruz. Biraz otursun. Aforizmaları az söz ile çok şey anlatma olarak değerlendiriyorum. Kitabı ara sıra elime aldığımda okuduğum sözün hatıraları canlanıyor. Bir yönüyle hayatımın işaret taşları gibi oldu.

Birçok okurun da böyle çalışmaları olduğunu düşünüyorum. Aynı olaya kendi pencerenizden bakma ve bunu öz olarak kaydetme. Evet, ilerleyen zamanda aforizmalarım üzerine kısa açıklamalar yazmayı da düşünüyorum. Özden gelen sözlerle, öz bir hayat yaşamak temennisiyle. Bu soruyu da böyle bitirelim. Hepiniz yazar adayısınız. Yazınız lütfen.

Önümüzdeki dönem için Necip Fazıl’ın "Tohum" eseri üzerine derinlikli bir analiz ve deneme çalışması hazırladığınızı, ayrıca psikolojik tahlillerle "kitapların dünyasıyla iyileşme" (bibliyoterapi) hedefini merkeze aldığınızı görüyoruz. Kitapların insan ruhunu ve toplumun kanayan yaralarını iyileştirici o şifalı gücüne dair inancınızı sizden dinleyebilir miyiz?

Kitap Bir Aynadır; Sayfalarında İdeal İnsanı İnşa Ederiz

Necip Fazıl okumaları, hayatımda önemli bir yer tutar. Şiir okumalarımda "Çile" ön sıralardadır. Birkaç defa okumuştum. İlerleyen zaman diliminde tekrar okumayı düşünüyorum. Necip Fazıl'ın kelimeler üzerinde anlam yüklemesi, anlam kaydırması oldukça dikkatimi çeker. İyi odaklanarak okumak gerektiğini düşünürüm. Görünen kelime ve anlam ile görünmeyen kastedilen anlamları yakalamaya çalışırım. Böylece zorlandığımı düşünürüm ve bu hoşuma gider.

Eserlerinin yarıdan fazlasını okudum. Sıraya göre olmasa da her yıl birkaç okuma yaparak devam ediyorum. Bir gün bitiririz.

"Tohum" eseri, ilk kitaplarından. İlk defa okuduğumda seçilen kahraman isimleri üzerinde fikrimi yoğunlaştırmıştım. Daha sonraki okumalarımda serbest analizler yazabilir miyim diye düşündüm. Başlangıç diyebileceğim birkaç yazı yazdım. Bütünlük bozulmasın diye baştan sona kahramanlık ekseninde değerlendirmeler yazdım. İlk yarısı hakkında teferruatlı, sonraki kısımlar hakkında bütünlük arz eden yazmalar ortaya çıktı. Önceleri psikolojik tahliller, sonrasında sosyolojik tahliller ağırlıkta oldu.

Fikrine itimat ettiğim bir arkadaşımızla paylaştım. Bunu deneme tarzında yazmanın daha iyi olacağını ifade etti. Şu anda onun üzerine çalışıyorum. Gelecek yıl belki kitap olarak düşüneceğiz. Epey yolumuz var.

Kitapta karakterlerden birisinin adı Ferhat. Çok özenle seçilmiş. Ferhat, sevgisi için dağları delen kahraman. Motif tarihi doku barındırıyor. Bu karakter üzerine yoğunlaştım. Necip Fazıl'ın yapmak istediğinin de karakter üzerinden ideallerini/ideali anlatmak olduğuna kaniyim.

Buradan hareketle günümüzde Ferhat olmak nasıl olur? Hangi vasıfları donanmış olmalı? Öncelikleri nelerdir? Fedakârlık anlayışı nasıl olurdu? Olayları analizi ve insanları tahlili gibi konulara yoğunlaştım. Bu çerçevede düşüncelerimi satırlara aktardım. Biraz psikolojik tahlil ağırlıklı oldu. Kişisel gelişimin donelerinden istifade ettim. Bu konularda kitaplardan aldıklarımı, özlü sözleri, kısa hikayeleri ilave ettim.

Burada okura "ideal insan" olma yolunda nasıl bir katkı sunabilirim sorusuna cevaplar aradım. Kimseyi hafife alma veya yetersiz görme durumundan dolayı değil.

Okur, okuduklarından kendini inşa eder. Bir söz, bir hikâye, bir metafor, bir soru zihin ve kalp dünyamızda çok şeyi değiştirebilir. İçinde bulunduğumuz durumu unutur, kitabın sayfalarında yakaladığımız hayatı yaşarız. Bazen bir kahramanın peşinde adeta gölgesi gibi onunlayızdır. Onun gibi oluruz. Adeta bütünleşiriz.

Kitap ayna vazifesi görür. Ölçüleriyle kendimizi yoklarız. Bazen de ölçülerimizle kitaba şekil veririz. Aktif bir okuyucu olarak, sürekli alışveriş içerisindeyizdir. Konusuna göre kişi veya kişilerle muhatap olur. Onların dünyasında ilişkilerimize bakarız.

Her kitaptan alınabilecekler, kesinlikle vardır. Bir şeyler alıyoruz. Hemen kullanmayabiliriz. Fakat bir vakit geliyor. Bir cümle kullanırsınız. Belki çok önce okuduğunuz kitaptandır.

İdeal okur, bir kitabı bitirdiğinde düşüncelere dalar. Bir danışmanla görüşmüş gibi. Bir arkadaşıyla hasbihal etmiş gibi. Bir konferans dinlemiş gibi. Bir okulda eğitim görmüş gibi. Kısaca kitap üzerinden yeni düşünceler üretir, terazinin bir kefesine kendimizi yerleştiririz. Ben ne alabilirim noktasına odaklananın, kazanacağı çok şey vardır.

Kitapların diriltici tesirleri vardır. Yukarıda da ifade edildiği gibi bu işin daha isabetli olabilmesi için ehil insanların danışmanlığına başvurulabilir.

Sosyal medya mecralarında yoğun şekilde kitap tanıtımları, analizler ve özet çalışmaları yaparak adeta dijital dünyayı bir okuma mektebine çeviriyorsunuz. Bencil ve hızlı tüketim ekranlarında, harflerin sıhhatini ve nitelikli okuma ahlakını koruyarak insanlara ulaşmanın zorlukları ve bereketleri nelerdir?

Dijital Dünyanın Hızlı Tüketim Çölünde Okuma Aşkını Büyüten Bir Mektep Kuruyoruz

Soru içerisine yerleştirmiş olduğunuz, ince ve derin mevzuyu, zaman zaman düşünürüm. Yaptığınız işin bir faydası var mı diye sormanız gayet normaldir. Yeni kararlar almanıza, kendinizi test etmenize vesiledir.

Sosyal medya, artı ve eksileriyle acayip bir mecra. Tüketimin öncelikli hedeflendiği arena. Üzerine çok konuşulduğu için girmiyorum.

Paylaşım, öncelikle üründür, meyvedir. Yapanı canlı tutar. Kendimizi görmemize sebeptir. Gelişme/değişme gibi parametreleri oluşturmamıza yarar. Kişinin kendisiyle rekabetinin, bariz delilidir. Asıl ve asil olanın da bu olduğuna inanıyorum.

Diğer taraftan, dolaşanlar çok olsa da ilgili kişi aradığını bulacaktır. Kitap okuru az olabilir ancak niteliklidir. Aradığını araştırmalar neticesinde bulur.

Bazı paylaşımlara binlerce insan ulaşıyor. Çok az kişi bildirim, yorum ve diğer etkileşimde bulunuyor. Birçok mecra için böyledir diye tahmin ediyorum.

Kitap üzerine paylaşım yapan birçok kişiyi takip ediyorum. Arkadaşlar öyle güzel paylaşımlarda bulunuyorlar ki içim, kıpır kıpır oluyor. İlgilenebileceğini düşündüğüm kişilerle paylaşıyorum. Sanıyorum birçok okur da böyle yapıyordur. Okurlar arasında güzel bağlar olduğunu düşünüyorum.

Düşüncenin kayıt altına alınması ve başkalarına arz edilmesi çok kıymetli. Bir kitap analizi için hazırlanırken videoları izliyorum. Bir kitap için kayıtlı bütün kısa ve uzun videoları izledim ve notlar aldım. Harika bir birikim oldu. Ve öyle ilginç anekdotlar, yorumlar alıyorum ki kitap okuma aşkım artıyor. Onlarca video vardı. Muhteşem bir okul.

Mümkün olduğu kadar çok paylaşım olmalı. İlgili/ilgisiz bir zaman rast geldiğinde takılabileceği yayınlar olmalı.

Kitap analiz yazılarımı uzun tutuyorum. Aslında daha da uzun oluyor fakat okuru yormamak için kısaltıyorum. Öyle kişiler var ki bütün yazıyı sonuna kadar okuyor ve bildirimde bulunuyor. Hatta aylar sonra alıntı veya kanaatini yazanlar da oluyor. Bu durum başka arkadaşlar için daha da çok oluyordur. Bizimki oldukça cılız bir ses onlara göre.

Kitapla alakalı her çalışmayı kıymetli buluyorum. Mümkün olduğu kadar çok okur paylaşmalı. Bir akım/enerji bu şekliyle oluşur/oluşmaktadır. Hayatın her alanında kitapla alakalı olmalıyız.

Son olarak; ömrünü okuma odalarına adamış, binlerce kitabın gölgesinde düşünen bir zihin inşa etmeyi hedeflemiş kavi bir müellif olarak; Satır Arası masamızdan, sektör sınırı olmaksızın hayata okuyarak, düşünerek ve sâfi umutlarla derin bir iz bırakmaya niyet etmiş tüm yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?

Başlamış her şeyin sonu olduğu gibi röportajın da/söyleşinin de sonu oluyor. Tıpkı her kitabın sonu olduğu gibi.

Yazar/Okur arkadaşlarımızın işlerinde kolaylıklar dilerim. Üretkenlikleri verimli olsun. Ülkemizin, insanımızın gelişimine katkılarının artarak devam etmesini dilerim. Yaptıkları işin fevkalade nezih ve kıymetli olduğunu söylemem zaid olacak.

İnsanlığın ve ilmin emanetine layık bir eforla, gayretimizin devamı çok şeyleri değiştirecek/geliştirecektir.

Sonrası Bahar kısmında çok değerli şeyler söylenmiş ve söylenecektir. Onlara iştirak etmekle beraber birkaç noktayla katılmak isterim.

Bir ulaşım aracına bindiğinizde kitap okuyanların daha çok olduğu,

Kütüphanelerin yirmi dört saat açık ve gün doğmadan insanların sıraya girdiği,

Yayınevlerinin ülkemiz insanının ortaya çıkardıklarını basmaktan yorulacağı,

Kitap okuma oranının yüzdelik dilimde üst sıralarda olduğu, okuyamayanları daha çok düşüneceğimiz günleri,

Kitap fuarlarının/etkileşimlerinin gündemimizi günlerce meşgul edeceği,

Kafe, kitabevi gibi mekanların kitap söyleşileriyle dolup taşacağı,

Binlerce kitap okumanın normal kabul edileceği,

Tüketim malları/malzemeleri içerisinde kitabın üst sıralarda olacağı,

Zamanları yaşadıkça, sonrası bahardır.

İlginize teşekkür ederim. Kitapla kalasınız.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; hayatını okuma odalarının irfanıyla mizanpajlayan, "Beşli Okuma Sistemi" ile toplumsal uyanışın reçetesini sunan ve "Kendime Aforizmalarım" eseriyle tefekkürü mühürleyen Değerli Eğitmen ve Yazar Ali Yalçın'ın o hasbi edebi mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; romanın estetiğinde, tarihin çapraz tahlilinde, sosyolojinin derinliğinde ve hayatın her çetin imtihanında niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.

Benzer İçerikler

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.