İNSANI ANLAMAK, GÖNÜLLERE DOKUNMAK
“İnsan, insana iyi gelmeli.”
İnsan, hayat yolculuğunda nice yüzle karşılaşır, nice hikâyeye tanıklık eder. Kimi karşılaşmalar gönlümüzde güzel hatıralar bırakır, kimileri ise bize hayatın sessizce öğrettiği gerçekleri gösterir. Her insanın içinde kendine ait bir dünya, kimseye anlatamadığı bir hikâye ve zaman zaman dinlenmeye ihtiyaç duyan bir yürek vardır. Bu nedenle birbirimizi anlamaya çalışmak, insan olmanın en kıymetli sorumluluklarından biridir.
Günümüzde herkesin anlatacak çok şeyi var. Ancak dinlemeye, anlamaya ve karşısındaki insanın duygularına dokunmaya gelince aynı özeni göremiyoruz. Oysa bir insanın sözünü kesmeden onu dinlemek, yaşadığı sıkıntıyı küçümsememek ve düşüncelerine saygı göstermek büyük bir inceliktir. İnsan bazen bir cümleyle incinir, bazen de içtenlikle söylenen birkaç kelime sayesinde yeniden güç bulur.
Hayatın içinden örnekler bu gerçeği açıkça gösterir. Bir iş yerinde hata yapan çalışanı herkesin önünde küçük düşürmek yerine, onunla uygun bir dille konuşmak mümkündür. Bir anne veya baba, çocuğunun yaşadığı sorunu hemen eleştirmek yerine önce onu dinleyebilir. Bir komşu, kapısını çaldığı yaşlı insanın yalnızlığını birkaç dakikalık sohbetle hafifletebilir. Bütün bunlar insan ilişkilerinde küçük görünen, ancak anlamı büyük davranışlardır.
Elbette hayatın içinde bunun tam tersine de rastlıyoruz. Başkasının başarısını kıskanan, insanların özel hayatını konuşan, bir iyiliği karşılık bekleyerek yapan ve çıkarı sona erdiğinde dostluğunu da unutan kişiler var. Böyle davranışlar güven duygusunu zedeler. Üstelik insanın kendi iç huzurunu da gölgeler. Çünkü gerçek karakter, kişinin yalnızca kendisine fayda sağlayan insanlara karşı değil, hiçbir karşılık beklemediği kişilere karşı gösterdiği tutumda ortaya çıkar.
Bence insanın kendisine zaman zaman şu soruyu sorması gerekir: Ben bulunduğum ortama huzur mu taşıyorum, yoksa insanların omuzlarına yeni yükler mi bırakıyorum?
Bir insanın sevincine ortak olmak, başarısını içtenlikle kutlamak, zor gününde yanında bulunmak ve yanlış yaptığında özür dilemek karakterin önemli göstergeleridir. Hiçbirimiz kusursuz değiliz. Hepimiz yanılabilir, yanlış kararlar verebilir ve istemeden bir kalbi incitebiliriz. Fakat hatasını kabul eden, gönül almayı bilen ve davranışlarını düzeltmek için çaba gösteren insan, kendisine de çevresine de değer katar.
İnsan ilişkilerinde nezaketi zayıflık olarak görmemeliyiz. Haklı olduğumuz bir konuda bile karşımızdakinin onurunu koruyabiliriz. Farklı düşüncelere sahip olduğumuz insanlarla saygı çerçevesinde konuşabiliriz. Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz. Bazen bir tartışmadan uzaklaşmak, huzuru korumak adına verilebilecek en doğru karardır.
Hayatın bize sunduğu en güzel imkânlardan biri, birbirimizin gönlüne iyilik bırakabilmektir. Bir tebessümün, içten bir teşekkürün, zamanında uzatılan bir elin ve karşılık beklemeden yapılan bir iyiliğin değerini küçümsememeliyiz. Çünkü insanın gönlünde açan bazı güzellikler, yıllar geçse bile solmaz.
Dilerim hiçbirimiz başkasının hayatında ağır bir kırgınlığın sebebi olmayız. Sözlerimiz incitmek yerine teselli etsin, davranışlarımız güven versin, varlığımız sevdiklerimize huzur katsın. Kalbimizden merhamet, dilimizden nezaket, hayatımızdan vefa eksik olmasın.
Rabbim gönlünde iyilik taşıyan insanları güzel insanlarla karşılaştırsın. Hastalara şifa, dertlilere ferahlık, yalnızlara gönüldaş, umudunu kaybedenlere yeniden güç versin. Evlerimizden bereketi, sofralarımızdan paylaşmayı, yüreklerimizden sevgiyi eksik etmesin.
Unutmayalım ki insan, bu dünyadan geçerken ardında yalnızca bir isim bırakmaz. Dokunduğu gönüllerde yaşattığı duygularla da hatırlanır. Öyleyse birbirimizin hayatına yük değil, güzellik olalım.
Birsen Eker
Yazar – Şair