Umut Uçar

ataumut9090@gmail.com

08.10.2026 tarihinde yayınlandı.

Hayat, insana bazı gerçekleri öğretmek için bazen sessizce bekler. Biz ise çoğu zaman o gerçekleri anlayabilmek için bir şeylerin eksilmesini, birilerinin uzaklaşmasını ya da bir kapının sonsuza kadar kapanmasını bekleriz.

Oysa insan hayatındaki en büyük yanılgılardan biri, sahip olduklarımızın hep bizimle kalacağını düşünmektir.

Bugün yanımızda olan, sesini duyduğumuz, bir telefon kadar yakınımızda bulunan, iyi günümüzde de kötü günümüzde de elimizden tutan insanların varlığını çoğu zaman sıradanlaştırıyoruz. Onların sevgisini, emeğini, sabrını ve fedakârlığını hayatın doğal bir parçası sanıyoruz.

Ta ki bir gün o ses susana, o telefon çalmayana, o sandalye boş kalana kadar...

İşte insanın en ağır yüzleşmesi de o zaman başlıyor.

Çünkü bazı insanların hayatımızdaki yerini, onların yokluğunda fark ediyoruz. Birlikte içilen bir kahvenin, edilen kısa bir sohbetin, atılan basit bir mesajın, hatta bazen hiçbir şey söylemeden yan yana oturmanın bile ne kadar değerli olduğunu sonradan anlıyoruz.

İnsan ne garip...

Yanındayken kıymetini yeterince bilmediği kişiyi, uzaklaştığında özlüyor.

Söylemesi gereken güzel sözleri içinde tutuyor, sonra da “Keşke söyleseydim” diyor.

Sarılması gereken yerde susuyor, sonra bir fotoğrafa bakıp geçmişi hatırlıyor.

Teşekkür etmesi gereken yerde bunu erteliyor, özür dilemesi gereken yerde gururuna yeniliyor.

Oysa hayatın en büyük pişmanlıkları çoğu zaman yaptıklarımızdan değil, yapmaya fırsat bulamadıklarımızdan doğuyor.

Bu yüzden seviyorsanız söyleyin.

Özlediyseniz arayın.

Kırdıysanız özür dileyin.

Bir insanın hayatınıza kattığı güzelliği fark ettiyseniz bunu ona hissettirin.

Çünkü zaman, insanların kıymetini anlamamız için bize sonsuz bir süre vermiyor.

Bazen bir insan hayatımızdan çıktığında geriye yalnızca anılar kalıyor. Ve insan, o anıların içinde dolaşırken aslında kaybettiği şeyin sadece bir kişi olmadığını fark ediyor.

Bir alışkanlık gitmiştir.

Bir ses gitmiştir.

Bir güven duygusu gitmiştir.

Bir “Nasılsın?” sorusu eksilmiştir.

Birlikte kurulan hayallerin bir parçası yarım kalmıştır.

Ve en acısı da insan, bütün bunların değerini çoğu zaman yaşarken değil, sonrasında anlamıştır.

Belki de bu yüzden hayatımızdaki insanları kaybetmeden önce anlamayı öğrenmeliyiz.

Çünkü herkes ikinci bir şans bulamıyor.

Her kırgınlık telafi edilmiyor.

Her uzaklık kapanmıyor.

Her “sonra konuşuruz”un gerçekten bir sonrası olmuyor.

Hayat kısa...

İnsan ömrü ise sandığımızdan çok daha kısa.

Bugün yanımızda olan insanların yarın da yanımızda olacağının garantisi yok. Bu nedenle sevdiklerimize sevgimizi göstermekten, değer verdiğimizi söylemekten, teşekkür etmekten ve gönül almaktan çekinmemeliyiz.

Gurur dediğimiz şey bazen insanın elinden koca bir ömrü alabiliyor.

Bir “Seni seviyorum” demeye engel olan gurur, yıllar sonra insanın içinde kocaman bir “Keşke”ye dönüşebiliyor.

Belki de hayatın en güzel tarafı, hâlâ fırsatımızın olmasıdır.

Hâlâ arayabileceğimiz insanlar varsa...

Hâlâ sarılabileceğimiz dostlarımız varsa...

Hâlâ “İyi ki hayatımdasın” diyebileceğimiz insanlar yanımızdaysa...

Henüz çok geç değil.

Öyleyse beklemeyelim.

İnsanların değerini, hayatımızdan çıktıklarında değil; hayatımızdayken bilelim.

Çünkü bazı boşluklar sonradan doldurulmuyor.

Bazı insanlar gittikten sonra geriye yalnızca hatıraları kalıyor.

Ve insan bazen yıllar sonra dönüp kendi hayatına baktığında, aslında en büyük zenginliğinin sahip olduğu eşyalar, kazandığı paralar ya da ulaştığı makamlar değil; hayatına dokunan güzel insanlar olduğunu anlıyor.

O yüzden bugün bir telefon açın.

Bir mesaj gönderin.

Bir dostunuzun kapısını çalın.

Bir anneye, bir babaya, bir kardeşe, bir dosta, bir sevgiliye ya da hayatınızda özel bir yere sahip olan herhangi birine içinizden geçen güzel cümleyi söyleyin.

Çünkü hayat, ertelenmeyecek kadar kısa.

Ve bazı insanlar, hayatımızın en güzel hikâyeleridir.

Onların kıymetini hikâye bitmeden bilmek gerekir.

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.