Ahmet Bilgehan Arıkan

bilgehanarikan@hotmail.com

14.07.2026 tarihinde yayınlandı.

Modern dünyanın getirdiği bencil keşmekeşin, ebeveyn kaygılarının ve akran zorbalıklarının tam ortasında; evlatlarımızın sustuğu yerleri çektikleri çizgilerden okuyan, kalbiyle ve akademik vakarıyla toplumsal şifaya köprü olan kavi ruhlar vardır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; 1981 yılında Ankara’da doğan, Sosyoloji lisansının ardından 15 yıla yakın Türkiye'nin en iddialı eğitim kurumlarında Rehber Öğretmen olarak çalışan; Gelişimsel Sosyal Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamlayarak Psikoloji Bilim Uzmanı olan; 22 yıldır çocuk, ergen ve ailelerin hayatına meslek aşkıyla dokunan Değerli Aile Danışmanı Şirin Şinikçi ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.

Türkiye’nin ender "Çocuk Resimleri Analistlerinden" biri olarak, ulusal ekranlarda marka tescilli "Sadece Çocuk" programıyla çığır açan ve ismini kurumsal bir marka haline getiren Şirin Hanım’ın, kelamın sıhhati terazisindeki muazzam öyküsünü Satır Arası farkıyla aralıyoruz.

Şirin Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece unvanları kuşanmış bir uzman olarak değil; 22 yıldır sahada ebeveynlerin ve çocukların sînesine dokunmuş, emeğin namusunu akademik başarıyla mühürlemiş patentli bir marka olarak burada ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir.

Röportajımıza sizi, o eğitim sektöründeki kavi kariyerinizden serbest çalışmaya uzanan, meslek aşkıyla harmanlanmış ruh dünyanızı tanıyarak başlayıp soralım: Şirin Şinikçi kimdir? Bir aile veya bir çocuk sizi kendi dünyasında nasıl konumlandırmalı?

Öncelikle güzel sözlerinizle beni onore ettiniz çok teşekkür ederim. Sizin gibi değerli insanlar tarafından çalışmalarımın fark edilmesi beni hem mutlu ediyor hem de daha iyilerini yapabilmek adına motive. Kendimi tanıtarak başlamak istiyorum.

Ben 1981 yılında Ankara’da doğdum. 15 yıla yakın çeşitli özel kurumlarda rehber öğretmen olarak çalıştım. Bu süre zarfında pozitif psikoterapi ekolünden temel ve master düzeyde eğitimler aldım. Ufuk Üniversitesi Gelişimsel sosyal psikolojide yüksek lisans yaptım. Aile Danışmanlığı eğitimleriyle de kariyerimi taçlandırdım. Gerek çalışma hayatım gerekse de bahsettiğim eğitimleri alırken çocuk ve aile konularında uzmanlaşmak istediğimi anladım. Zaten çocuğu ve aileyi birbirinden ayrı düşünemezseniz, etle tırnak gibidir. Ve de çocuk yaş grubu özelinde eğitimler almaya başladım. Oyun terapisi, çocuk resim analizleri bunlardan birkaçı.

Son 10 yıldan beri de serbest piyasada çocuk, ergen ve ailelere danışmanlık veriyor, meslektaşlarıma yönelik uzmanlık eğitimleri açıyorum.  Türkiye’de ilk defa sadece çocuk üzerine konusu temalandırılmış bir tv programının hem yapımcılığını hem de sunuculuğunu üstlendim. Şirin Şinikçi ile Sadece Çocuk. Bu çalışmayla birlikte de ismim ve çalışmam Türk Patent Enstitüsü tarafından tescillenmiştir. Bunlar kariyer hayatımın en önemli çalışmaları. Detaylı bilgi almak isteyenler www.sirinsinikci.com.tr adresine bakabilirler.

Ailelere göre ben bir aile danışmanıyım çocuklara göre ise oyun ablası ya da oyuncak abla. Küçük yaş grubu çocuk danışanlarımdan zamanında bana böyle hitap edenler olmuştu benim de hoşuma gitmişti açıkçası. Her ne kadar çocukların gözünde bu şekilde olsam da profesyonel anlamda 20 yılı aşkın ailelerle çalışan bir uzmanım. Özel eğitim hariç çocukların ve de ergenlerin davranış problemleri ve psikolojik durumları hakkında çalışmalar yapmaktayım. Sosyal Sorumluluk projeleri de kariyer hayatımın önemli bir parçasıdır.  Söz konusu sosyal sorumluluk projelerinde de hedef kitle yine kadınlar, çocuklar ve de dolayısıyla da ailelerdir.

Yüksek lisans projenizde özellikle "Ebeveyn Tutumlarının Çocuk Kaygısına Olan Etkisi" üzerine kavi bir çalışma yürüttünüz. Modern çağın o bencil, aceleci ve performans odaklı yapısı içinde, anne ve babaların kendi içsel kaygılarını farkında olmadan evlatlarının sînesine birer yük gibi yüklemesini harflerin sıhhati ışığında nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kaygı, kaygı bozuklukları maalesef günümüzde çok yaygın psikolojik problemler. Eğer ailede kaygılı bir çocuk varsa mutlaka kaygılı da bir ebeveyn vardır. Ebeveyn farkında olmadan kaygısını çocuğa bulaştırır. Düşünceler ve duygular doğaları gereği zaten bulaşıcıdır. Çocukların davranışları ailenin çıktısıdır girdi ise ebeveyn tutumlarıdır. Ebeveyn değişmeden çocuk değişmez. Özellikle koruyucu ebeveyn tutumlarına sahip ebeveynler çocuklarını dış dünyadan koruyalım derken onlara aşırı kaygı yükleyebilirler.  Bu da zamanla çocuğun hayatı tehlikeli, tehditlerle dolu bir Survivor gibi algılamasına neden oluyor. Kefe negatif yöne doğru evrilince de hayatı algılayışta tek taraflılık ve de dengesizlikler başlayabiliyor.

Türkiye'nin ender "Çocuk Resimleri Analistlerinden" birisiniz. Bir çocuğun kâğıda karaladığı çizgiler, seçtiği renkler veya yarım bıraktığı figürler; biz uzuvları tam ama kalbi sağır modern büyüklere, o çocuğun sustuğu, bencil dünyadan gizlediği hangi kırılma noktalarını ve çığlıkları fısıldar?

Çocukların dil gelişimleri gerek kelime dağarcığı gerekse de duyusal olgunluk açısından tam gelişmemiş olduğundan onlarla çalışırken sembolik dil kullanılmalıdır. Oyun, oyuncak ve de resimler en önemli sembolik dillerdendir.  Çocuk eline kalemi almaya başlayıp karalama evresinden itibaren çizim yoluyla bir şeyler anlatmaya başlar. Bunlar çoğunlukla bastırılan duygular, çözülmemiş meselelerle gibi çocuğun iç dünyasını yansıtan durumlardır. Bu konuda eğitim almış bir profesyonel bu çizimleri doğru yorumlayarak pek çok sorunu görünür hale getirebilir.  Çocuk resimlerini özel kılan ise somuta dayalı olmasıdır.  Ailelerde bu somut verilerden oldukça etkileniyorlar çünkü orada resim eliyle düşünce değil direk duygu aktarılıyor.

Akademik dünyada ses getiren "Barbie Bebeklerin Çocukların Sosyo-Duygusal Gelişimlerine Etkisi" isimli uluslararası alanda yayınlanmış çok özgün bir çalışmanız mevcut. Tüketim çılgınlığının ve bencil modernitenin çocuklara dayattığı bu sahte illüzyonlar, çocukların saf dünyasında ve özellikle oyun terapilerinde nasıl bir kimlik hırpalanmasına yol açıyor?

Sizin de belirttiğiniz gibi Barbie bebeklerin çocukların sosyo – duygusal gelişimlerine etkisi adlı akademik bir çalışmam mevcut. Neden Barbieler çünkü çok geniş bir piyasayı oluşturuyor ve de gerçekten etkileyici.  Etkileyici çünkü her anlamda mükemmelliği temsil ediyor. Ama mükemmellik sanıldığı kadar dost değil. Bu bebeklerle oynayan çocuklarda da yaşama dair ‘mükemmellik algısı’ oluşuyor. Mükemmellik zamanla tüketime sebebiyet veriyor. Bir şeylere hatta en iyi şeylere sahip olarak bir şey olmaya çalışmak gibi. Barbie gibi güzel olmak, kıyafeti mükemmel taşımak, mükemmel bir ev ve de arabaya sahip olmak vb. vb. Bu durumda çocuğun sadece beden ve güzellik algısında değil tüm algılarında çıtayı çok yüksek bir yere konumlandırmasına neden oluyor. Bu da zamanla mutsuzluk, tatminsizlik, kaygı yeme problemleri gibi çok daha ciddi ve de tanısal durumlara yol açabiliyor. 

Televizyon ekranlarında Türkiye'de ilk defa yapılan ve patent enstitüsü tarafından ismi marka tescili alan "Şirin Şinikçi ile Sadece Çocuk" programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiniz. Çocuk alanında kariyer yapmış kavi isimleri ağırladığınız bu ekran serüveni, günümüzün o dijital gürültüyle kirlenmiş medya dünyasında kelamın namusunu korumak adına nasıl bir toplumsal barikat oldu?

Televizyon programımım açıkçası çok hak ettiği değeri göremedi. Ama bu göremeyeceği anlamına da gelmez. Bazı şeylerin görünür olması için demlenme sürecinin normalden daha uzun olması gerekebiliyor.  Şu an mayalanma aşamasında diyelim.  Örneğin bugün sizin dikkatinizi çekti yarın bir başkasının…

Ben Türkiye’de ailelere ve topluma faydalı ve de ilk defa yapılmış bir projeyi gerçekleştirmenin gururunu ve de mutluluğunu yaşıyorum. Bu gurur ve de mutluluk ne kadar çok kişi tarafından fark edilir ve de zikir edilirse mutluluk ve gururum da o oranda artacaktır.

Sahip olduğunuz sertifikalara baktığımızda; Pozitif Psikoterapi’den Oyun Terapisine, Stratejik Aile Terapisi’nden Bebek ve Çocuk Duyarlı Uyku Danışmanlığına kadar muazzam bir zanaatkârlık göze çarpıyor. Bir uzmanın tek bir kalıba sıkışmayıp, danışanına bütüncül ve çoklu test disiplinleriyle (Metropolitan Okul Olgunluğu vb.) yaklaşması, ebeveyn terazisinde güveni nasıl zirveye taşır?

Bütüncül yaklaşım artık zaten hemen hemen tüm bilim dallarında geçerli olmaya başladı. Mesela TIP ….TIP camiası önceden alternatif tedavi yollarını ret ederken şimdi artık kabullenmeye başladılar.  Bu bakış açısı ruh sağlığı hizmetlerine de yansıyor tabi. Özellikle de benim gibi çocuk ve eren yaş grubunda çalışan uzmanın mutlaka bütüncül bir bakış açısına sahip olması gerekiyor. Çünkü çocuk ve ergen çalışırken sistemin bütününe bakıyorsunuz. Sistemde kimler var? Anne – baba – abi – abla – büyükanne – büyükbaba ve hatta öğretmen. Sistemde bu kadar çok kişi varsa beraberinde yetişkin, çift, eğitim, geriatri psikolojisi gibi alt dallarda da az da olsa bilgi ve deneyime sahip olmak gerekiyor. Yani kısacası tek bir yöne kişiye bakarak değil bütüne bakarak çözüme ulaşabilirsiniz.

Mesleki çalışmalarınızın yanı sıra sokak ve durum fotoğrafçılığı ile oyuncak bebek koleksiyonculuğu gibi harika hobileriniz var. Vizörden hayata bakarken yakaladığınız o anlar ve durumlar, insan sarraflığı gerektiren danışmanlık tezgâhınızda ruhunuzu nasıl nefeslendiriyor, kaleminize nasıl bir estetik derinlik katıyor?

Aslında fotoğraf makinasını elime almayalı çok oldu. Özellikle de akıllı telefonların günlük hayatımıza girmesiyle fotoğraf makinalarını yanımızda taşımak biraz zor gelmeye başladı.  Durum fotoğrafçılığı ve psikolojinin ortak paydası insan. İnsanlar bize geldiklerinde belli bir ‘durumu’ getiriyorlar. Biz ise onlara bütüne bakmayı öğretiyoruz. Onların problem olarak getirdikleri ‘durumlar’ aslında puzzle'ın sadece bir parçası. Bütünde görülmeyen ya da görülmek istenmeyen büyük başlıklar vardır. Aynı şey tabi durum fotoğrafçılığı için de geçerli. O anın öncesi ve de sonrası var. Durum anı sadece bütünün bir parçası.

Son olarak, 2025 eylül ayı itibarıyla mesleki tecrübenizde 22. yılımı doldurdum diyerek; "sağlığım el verdiği sürece zevkle, hevesle ve meslek aşkıyla dokunacağım" diye haykırıyorsunuz. Satır Arası masamızdan, modern çağın fırtınasında evlatlarını büyütmeye çalışan dertli ebeveynlerimize ve bu yola baş koymuş genç meslektaşlarınıza bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?

Önce genç meslektaşlarımıza seslenmek istiyorum. Mutlaka kendilerine bir uzmanlık alanı seçip o doğrultuda ilerlesinler.  Çünkü bulunduğumuz çağ uzmanlık gerektiriyor. Bu çok daha güven verici. Öte yandan bu meslekte ‘oldum – bittim’ anlayışı geçerli değil. Sürekli okumaları, araştırmaları ve de süper vizyonlarını ihmal etmemeleri gerekiyor.

Ebeveynlere gelince; çocuklarını korumakla onlara kaygı yükleme arasındaki ince çizgiyi lütfen çok iyi öğrensinler. Evet dışarıda tehlikeli bir hayat var ama önemli olan tehlikelere takılıp kalmak değil önemli olan tehlikelerle baş etmeyi öğrenmek.

Eğer tehdit ve tehlikelere takılıp kalırsak hayat çekilmez hale gelir, ama çözüm odaklı düşünmeyi öğrenir de mücadele edersek işte sonrası bahar.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; 22 yıllık mesleki mirasını tescilli bir marka duruşuyla harmanlayan, çocukların resimlerindeki o sâfi çizgilerden ailelerin yaralı sînelerine şifa köprüleri kuran ve "Sadece Çocuk" diyerek toplumsal geleceğimizin adalet terazisini koruyan Psikoloji Bilim Uzmanı ve Aile Danışmanı Şirin Şinikçi’nin o kavi ömür mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; akademide, terapide, ailede, ekranda, çocuk kalbinde ve her çetin insani imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.