10 EKİM: TAKVİMLER DEĞİŞİR, ACILARIN İZİ KALIR!
Ankara Garı’nda yarım kalan hayatlar, dinmeyen bir vicdan çağrısı…
Bazı tarihler vardır; yalnızca takvim yapraklarında değil, bir milletin hafızasında da derin izler bırakır. 10 Ekim, Türkiye’nin yakın tarihinde unutulmaması gereken en acı günlerden biridir.
10 Ekim 2015 sabahı Ankara Garı önünde barış talebiyle bir araya gelen insanlar, umutlarını, hayallerini ve yarına dair beklentilerini yanlarında taşıyordu. Farklı düşüncelere, farklı hayatlara sahip binlerce insanın ortak dileği, daha huzurlu, daha özgür ve daha barışçıl bir ülkede yaşamaktı. Ancak o sabah gerçekleştirilen bombalı saldırı, bu umutları kana buladı. 103 insan hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Geride ise tarifi zor bir acı, yarım kalmış hikâyeler ve yıllar geçse de dinmeyen bir yas kaldı.
Aradan yıllar geçti…
Takvimler değişti, şehirler değişti, hayat kendi akışı içerisinde devam etti. Ancak 10 Ekim’in acısı, yakınlarını kaybeden ailelerin yüreğinde ilk günkü ağırlığıyla varlığını sürdürüyor. Çünkü bazı kayıpların telafisi yoktur. Bazı vedalar zamana yenilmez. Bazı yaralar, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin insanın kalbinde kanamaya devam eder.
Bir anne evladını, bir çocuk anne ya da babasını, bir eş hayat arkadaşını kaybetti.
O sabah evlerinden çıkan insanların belki de akıllarında sıradan bir günün telaşı vardı. Kimisi sevdiklerine kavuşmayı, kimisi geleceğe dair umutlarını büyütmeyi düşünüyordu. Hiçbiri, hayatlarının bir anda sonsuza dek değişeceğini bilmiyordu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda yalnızca bir saldırıyı değil, yarım bırakılan hayatları da hatırlıyoruz. Bir daha kurulamayacak sofraları, duyulamayacak sesleri, gerçekleşemeyen hayalleri ve sevdiklerinin yolunu gözleyen insanların sessizliğini…
İşte bu nedenle 10 Ekim, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olayın yıl dönümü değildir. Aynı zamanda insan hayatının ne kadar kıymetli olduğunu, barışın ne kadar vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu ve toplumsal hafızanın neden korunması gerektiğini hatırlatan bir gündür.
BARIŞ, BİR TEMENNİDEN ÇOK DAHA FAZLASIDIR
Barış sözcüğünü sık sık kullanıyoruz. Peki, barışın gerçek anlamını yeterince kavrayabiliyor muyuz?
Barış; insanların korkmadan bir araya gelebilmesidir. Farklı düşüncelerin düşmanlık sebebi sayılmadığı, hiç kimsenin kimliği, inancı ya da düşüncesi nedeniyle tehdit altında hissetmediği bir yaşamın temelidir. Barış, çocukların geleceğe korkuyla değil umutla bakabilmesidir.
Bir ülkede kalıcı huzurun sağlanabilmesi için yalnızca acıların hatırlanması yetmez. İnsan hayatını koruyan, şiddetin önlenmesini sağlayan, adalet duygusunu güçlendiren ve toplumun her kesiminin kendisini güvende hissetmesine imkân tanıyan bir anlayışın da yaşatılması gerekir.
10 Ekim’in bize bıraktığı en önemli sorumluluklardan biri budur: Yaşanan acıları unutmadan, benzer felaketlerin bir daha yaşanmaması için ortak bir vicdan geliştirmek.
Çünkü hiçbir siyasi görüş, hiçbir fikir ayrılığı ve hiçbir toplumsal anlaşmazlık insan hayatından daha değerli değildir.
UNUTMAK DEĞİL, HATIRLAMAK SORUMLULUKTUR
Toplumların hafızası, yalnızca zaferlerle ve sevinçlerle oluşmaz. Acılar da ortak hafızanın bir parçasıdır. Bu acılarla yüzleşmek, kaybedilen insanları anmak ve geride kalanların sesini duymak, geleceğe karşı taşıdığımız sorumluluğun gereğidir.
10 Ekim’de hayatını kaybedenleri anarken ailelerinin acısını anlamaya çalışmak, onların adalet ve hakikat arayışını önemsemek ve insan onuruna yakışır bir toplumsal yaşamı savunmak zorundayız.
Unutmayalım ki hatırlamak, yalnızca geçmişe dönüp bakmak değildir. Hatırlamak, geleceğin nasıl şekilleneceğine dair bir irade ortaya koymaktır.
Bir daha hiçbir meydanın kana bulanmadığı, hiçbir annenin evladını bir saldırıda kaybetmediği, insanların barış talebiyle bir araya geldikleri için hayatlarından endişe duymadığı bir Türkiye özlemi, hepimizin ortak insani sorumluluğudur.
SON SÖZ: BARIŞIN SESİ HİÇ SUSMASIN
Bugün 10 Ekim…
Ankara Garı önünde hayatını kaybeden 103 insanı saygıyla, rahmetle ve derin bir hüzünle anıyoruz. Yaralananları, yakınlarını kaybeden aileleri ve yıllardır bu acının yükünü taşıyan herkesi saygıyla hatırlıyoruz.
Onların anısı, bize insan hayatının kutsallığını, dayanışmanın değerini ve barışın önemini hatırlatmaya devam ediyor.
Bir insanın hayatı, geride bıraktığı sevdikleri ve kurduğu hayallerle eşsizdir. Kaybedilen her can, yalnızca bir ailenin değil, insanlığın da eksilen bir parçasıdır.
Dileğimiz; acıların değil umudun, nefretin değil sevginin, şiddetin değil barışın büyüdüğü bir ülke ve bir dünya…
Çünkü bazı tarihler unutulmaz. Bazı acılar unutulmamalıdır. Ve barış, yalnızca anma günlerinde hatırlanan bir söz olarak kalmamalıdır.
10 Ekim’i unutmadık, unutmayacağız.
Hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor, geride kalan tüm ailelere sabır ve dayanma gücü diliyoruz.
Umutla, barışla ve insanlık onuruyla…